Bu site için Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.


Erdoğan kopyalandı!

Cisco, ’TeleVarlık’ sistemi ile Başbakan Erdoğan’ı hem Ankara hem de İstanbul’daki çalışma ofislerine yerleştirdi

Ercan İnan

Böylece Başbakan Erdoğan, aynı anda hem İstanbul’da hem de Ankara’da olabiliyor. Bakanları ile sanki aynı odadaymış gibi bir masanın etrafında toplantı yapabiliyor

Cisco mühendisleri, 2007 yılının Eylül ayında TelePresence’in, Türkçe’ye çevrilmiş hali ile TeleVarlık sistemini geliştirerek ilk pilot uygulamalarına başladılar. Ekim ayında piyasaya sunulan TeleVarlık sistemi, IP tabanlı görüntü, ses ve uzaktan iletişim teknoloji alanındaki yeniliklerine dayanıyor. Geçen yılın en önemli inovasyon ürünü olduğunu eklemeliyim. Sistemde 3 adet 65 inç plazma ekran yer alıyor. Özel olarak tasarlanmış bu ekranlar sayesinde her bir tarafta 6 olmak üzere 12 kişilik özel masalar oluşturulabiliyor. Bu masalar aslında yarım. 6’sı başka bir yerde, 6’sı başka bir yerde. Ancak Cisco mühendisleri iki mekanda eş zamanlı çalışma yaparak bu masaları görüntü itibarıyla tam bir masaya çeviriyor.

Cisco CEO’su John Chambers TelePresence 3000 sistemini 5 ülkeye kurarak bu yılın sonuna doğru bu ülkelerin yetkilileri ile eğitim ve sağlığın küresel anlamda önemini tartışmayı planlıyordu. Proje Başbakan Erdoğan’a anlatıldı.

Erdoğan, sistemi çok beğendi ve öncelikle kendi işlerini kolaylaştıracak şekilde dizayn edilmesini rica etti. Cisco mühendisleri de bu ricayı kırmayarak Ankara’daki Başbakanlık Konutu ile Başbakan’ın İstanbul’da iken çalıştığı Dolmabahçe Sarayı’ndaki ofisi arasında bu sistemi kurdu. Sistemin kuruluşu tam 3 ay sürdü. Teknolojik kurulumun yanısıra akustik çalışmalar da yapıldı. Zira sistemin tam anlamı ile çalışması ve herkesin sanki aynı mekanda ve bir el mesafesinde görünebilmesi için kurulum yapılan iki farklı mekanda da çok ince hesapların yapılması gerekiyordu.

Şimdi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu sistemi kullanarak hem Ankara’da hem de aynı anda İstanbul’da bulunabiliyor. İstanbul’a geldiğinde bakanları ya da bürokratları ile acil toplantı yapması gerektiğinde Ankara’daki konuttaki özel toplantı odasına çağırdığı isimlerle buluşuyor. Ya da Ankara’da iken İstanbul’da bulunan bir bakanı ya da bürokratı ile yine aynı masanın etrafında buluşabiliyor.

Fiyatı 150 bin dolar

ABD Başkanı ile şimdi ortadan kalkan Sovyetler Birliği Başkanı arasındaki meşhur kırmızı telefon herkesin malumu. Hatta Beyaz Saray ile Kremlin arasında soğuk savaş bitse bile o meşhur kırmızı telefon hattının korunduğu hâlâ konuşulur. Cisco’nun TeleVarlık sistemi bu hattın pabucunu dama atacak gibi görünüyor. Zira bu sistemi ülkeler arasında, kıtalar arasında kurmak da mümkün. Sistem internet üzerinden çalışıyor.

Cisco kendi ofisleri arasında sistemi kurmaya ve çalıştırmaya başlamış durumda. Procter & Gamble yöneticileri de sipariş vermiş. “Başkan Bush’da da var mı, Beyaz Saray’a da kurdunuz mu?” diye sordum. Cisco’nun Genel Müdürü Erkan Akdemir “Henüz yok” diye cevap verdi. Yani Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, teknolojik anlamdaki bu yeniliği ilk kullananlardan biri. Azerbaycan’da Aliyev’in sarayına da aynı sistemin kurulum çalışmalarının devam ettiğini yine Genel Müdür Erkan Akdemir’den öğreniyorum.

Tabii bir de bu işin maliyeti var. “Böyle bir sistemi kurmak pahalı mı?” diye soruyorum. Tek bir mekandaki kurulum 150 bin dolar civarında bir maliyet çıkarıyormuş. Yani hem Ankara hem de İstanbul’daki kurulumun 300 bin dolarlık bir maliyeti var. Ancak iki taraftaki kurulum da Cisco’nun hediyesi. Bu iş için Başbakanlık bütçesinden para çıkmamış.

5 ülke lideri TeleVarlık sistemi ile görüşecek

TeleVarlIk sistemi, Türkiye ile birlikte Mısır, Cezayir, Birleşik Arap Emirlikleri ve Azerbaycan ülke liderlerinin çalışma ofislerine de kuruluyor. Böylece bu 5 ülkenin lideri kendi ülkelerinde ama sanki aynı odada aynı masanın etrafındaymış gibi toplantı yapabilecekler. Cisco’nun Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su John Chambers “Gittikçe daha küresel hale gelen dünyada iletişim ve işbirliğinin önemi, yalnızca kişiler ve kuruluşlar için değil, ülkeler için de her geçen gün daha da artmaktadır. Cisco TelePresence sistemi, iletişim ve bilgi paylaşımı konusunda tamamen yepyeni bir yöntem sunmaktadır ve bu teknolojinin bugün duyurulan ülkeler tarafından uyarlanması, gelişmekte olan ülkelerde varolan altyapıları kademe kademe ilerletme konusunda bilişim teknolojilerinin oynadığı rolü göstermektedir. Bu sistem bölge içinde daha büyük bir etkileşim sağlamaya yarayacak” diye konuştu.

SANKİ HEPSİ AYNI YERDE

Resimdekilerden 4’ü aslında arkası dönük olan 5 kişi ile aynı mekanda hatta aynı şehirde ya da ülkede bulunmuyor. Ancak Cisco teknolojik olarak bu 9 kişiyi TeleVarlık sistemi sayesinde aynı masanın etrafına topluyor. O 4 kişi de yine aynı sistem sayesinde arkası dönük 5 kişiyi kendi toplantı odalarında masanın karşısındaymış gibi görüyor ve konuşabiliyor.

Vatan Gazetesi

Enka İnşaat, Koreli KEPCO ile nükleer enerj ihalesine girecek

Enka, Güney Kore’nin enerji devi KEPCO ile işbirliği anlaşması imzaladı. Enka’nın ihaleyi kazanması halinde santrali KEPCO ile yapacak

Kerim ÜLKER / EKONOMİ

Türkİye’nİn ilk nükleer enerji santrali ihalesine katılan firmalar yabancı ortak arayışına girdi. 21 Şubat’ta yapılması beklenen ihaleye katılacak 18 firmanın hazırlıkları sürerken, Enka İnşaat, Güney Kore’nin en büyük enerji şirketi Korea Electric Power Corp. (KEPCO) ile masaya oturdu. 25 Ocak’ta Ankara’da buluşan Enka Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Tara ve KEPCO Başkanı ve CEO’su Won Gul-Lee işbirliği anlaşması imzaladı. Güney Kore’nin elektrik ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayan nükleer enerji santrallerini yaparak adını duyuran KEPCO CEO’su Won Gul-Lee, yeni yatırımlarının artık Kore dışına yansıması projeksiyonunda Türkiye’nin önemli bir rolü olduğunu söyledi. 2015 yılında cirolarını 50 trilyon won (yaklaşık 55 milyar dolara) çıkaracaklarını anlatan Lee, “Bunun yüzde 8.3’ü yani 4 milyar doları yurtdışı operasyonlarımızdan gerçekleşmesini planlıyoruz” dedi. Geçen hafta Bolivya’da 120 MW’lik hidroelektrik santrali kurmak için imza atan KEPCO, Forbes dergisi tarafından dünyanın en büyük 500 şirketi sıralamasında 228. sırada yer aldı. Toplam cirosu 28.7 milyar dolar olan KEPCO’nun hisseleri New York Borsa’sında işlem görüyor. Şirketin 2007 kârı 2.3 milyar dolar. Güney Kore’de 40’a yakın hidroelektrik ve nükleer enerji santrali bulunan KEPCO’nun toplam 20 bin 388 çalışanı bulunuyor.

Vatan Gazetesi

Babasının en büyük rakibiyle ortak oldu

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın oğlu Mustafa Ömer Topbaş, babasının rakibi ile ortakla şirket kurdu

Kadir Topbaş, Saray Muhallebileri adıyla Türkiye’nin en büyük pastane zincirlerinden birine sahip. Sütiş markasına sahip Kocadağ ailesi ise Kadir Topbaş’ın en büyük rakiplerinden biri. Topbaş’ın oğlu Mustafa Ömer Topbaş 2006 yılında Sütiş’in ortaklarından Emre Kocadağ ile ortak şirket kurdu. Şirketin adını ise ’Sütiş Gıda İnşaat Turizm Tekstil ve Ticaret Ltd.’ koydu.

İstanbul Tiaret Odası kayıtlarına göre Sütiş Gıda İnşaat Turizm Tekstil ve Ticaret Ltd’nin iki ortağı bulunuyor. 3 Nisan 2006 tarihinde kurulan şirketin sermayesi 30 bin YTL ve Emre Kocadağ ile Mustafa Ömer Topbaş 15 bin YTL’lik hisseye sahip. Şirketin adresi ise Koç Üniversitesi.

Üniversitede kurdu

Mustafa Ömer Topbaş, Referans gazetesine verdiği röportajda şirketin kuruluş öyküsünü ise şöyle anlatıyor: “İlk işimi Koç Üniversitesi son sınıf öğrencisiyken kurdum. Kantinlerin yetersiz olduğundan yola çıkarak Sütiş Muhallebicisi’nin oğlu Emre Kocağ ile aileden aldığımız küçük bir sermaye ile Pigastro markasını oluşturduk.” Pigastor markası Koç Üniversitesi’nden sonra Bilgi Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi’nde açılırken önümüzdeki ay ise Sabancı Üniversitesi’nde hizmet vermeye başlayacak.

İTO kayıtlarına göre Mustafa Ömer Topbaş, aile şirketlerinin hiçbirine ortak görünmüyor. Emre Kocadağ ise ortağının aksine, ailesinin bütün şirketlerinde ortak.

Saray ile Sutiş’in geçmişine bakıldığında, uzun yıllara dayanan rekabet ortaya çıkıyor. Saray Muhallebisi’nin kuruluşu 1860’lı yıllara giderken Sütiş1922 yılında Taksim’de kuruluyor. Sütiş 1922 yılında Şükrü Efendi tarafından kurulurken, 1980 yılında Mevlüt Kocadağ tarafından satın alınıyor. Saray Muhallebicisi ise 1860’lı yıllarda Kerem Çavuş tarafından İstanbul Fındıklı’da kuruldu. Daha sonra torunu Hüseyin Topbaş tarafından İstiklal Caddesi’nde şubesi açıldı.

Vatan Gazetesi

Deva’da askeri düzeni bitirdik, yatırıma 100 milyon dolar ayırdık

90 milyon dolarlık borçları sıfırlanarak PharmaInvest Fonu’nun bünyesine katılan Deva Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Philipp Daniel Haas, “Biz devraldığımızda Deva Holding’de bir askeri birliği andıran yönetim anlayışı vardı. Bu havayı tamamen değiştiren yeniden yapılanma başlattık. Türkiye’nin geleceğine, bölgede ilaç pazarının büyüme potansiyeline bakarak 100 milyon dolarlık yatırım için düğmeye bastık” dedi.

GEM Global Equities Management S.A. bünyesindeki PharmaInvest Fonu tarafından 90 milyon dolarlık borçları sıfırlanarak satın alınan Deva Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Philipp Daniel Haas, “Biz devraldığımızda Deva Holding’te bir askeri birliği andıran yönetim anlayışı vardı. Şirketi devraldıktan sonra bu havayı tamamen değiştiren yeniden yapılanma başlattık. Önemli sonuçlar da elde ettik. Türkiye’nin geleceğine, bölgede ilaç pazarının büyüme potansiyeline bakarak 100 milyon dolarlık yatırım için düğmeye bastık” dedi.

TÜRKİYE GİBİ GÜÇLENDİ: Philip Daniel Haas, Deva Holding’in satın alınması işleminin GEM’e bağlı PharmaInvest Fonu önderliğinde, D.E. Shaw, Gavea Investments, Grifin Capital ve Frsa’nın desteğiyle oluşturulan EastPharma Ltd. üzerinden gerçekleştirildiğini hatırlatarak, şunları söyledi: “2006 yılının ilk yarısında dışardaki dalgalanmaya bağlı olarak Türkiye’de yaşanan olumsuz hava, Deva’yı da olumsuz etkiledi. Satışları yüzde 50 düştü, likiditesi neredeyse kurudu. Ancak, 2007 bizim için toparlanma ve yeniden yapılanma yılı oldu. Şimdi farklı bir noktadayız.”

ESKİ ATV BİNASI MERKEZ: Haas, Deva’nın İstanbul Levent’teki eski üretim yeri ve merkezi olan binayı 80.5 milyon dolara sattıklarına işaret ederek, şöyle konuştu: “Basın Ekspres Yolu üzerindeki eski ATV Televizyonu binasını satın alarak Deva Holding’in merkezini buraya taşıdık. Bina satışından elde ettiğimiz geliri tümüyle yatırımlara yönlendirdik. Çerkezköy’de dört bina, Köseköy’de bir bina yapıyoruz. Yatırımlarımız tamamlandığında üretim kapasitemiz 80 milyon adetten 360 milyon adete, yani dört katına çıkacak.”

10 YENİ ÜRÜN ÇIKARDIK: Deva Holding’in kendi dönemlerinde ilk kez misyon ve vizyon ortaya koyduğunu, “Devlete, tüketicilere, hissedarlara, çalışanlara, iştiraklere dürüst davranan ve çevreyi korumanın” başını çektiği ilkeler belirlediklerini vurgulayan Haas, şunları dile getirdi: “Deva, eskiden yılda 1-3 yeni ürün çıkarırmış. Biz 2007’de 10 yeni ürünümüzü piyasaya sürdük. Bundan sonra da hedefimiz yılda ortalama 10 yeni ürünü piyasaya sunmak. İlaç sektöründeki yenilikleri izin süreçlerinin önümüzü açmasına bağlı olarak hızla tüketicimize sunmak.”

KOLAY KOLAY ÇIKMAYIZ: Philip Daniel Haas, “Bağlı bulunduğunuz GEM eninde sonunda bir fon. Deva Holding’i bünyenizde ne kadar tutmayı planlıyorsunuz? Sizin için, ’Kazandık, satıp gidelim’ denecek süre nedir?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Deva’da 100 milyon dolarlık yatırım düğmesine basmışken satıp çıkmayı düşünecek noktada değiliz. 10-15 yıldan önce de böyle bir konu gündeme gelmez. Biz şimdi Türkiye’de geleceğe bakıp yolumuza devam etmek istiyoruz.”

Türkiye’de üretim yapıp bölgesel güç olacağız

PHILIP Daniel Haas, Deva Holding’i Türkiye’de ilaç üretim üssü haline getirmeyi planladıklarını belirterek, şunları söyledi: “Kapasitemiz yeni yatırımlarla 4’e katlanınca Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan başta olmak üzere bölgeye yayılmak, bölgesel güç olmak istiyoruz. Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan’da ofisler açtık. Rusya ve Kazakistan’da işbirliği görüşmeleri yapıyoruz. Gelecek 5-10 yılda üretimizin yarısının ihraç eder hale gelmeyi planlıyoruz.”

2010’da ilaç tüketiminde dünya 10’uncusu olursunuz

TÜRKİYE’nin dünya ilaç tüketim liginde 2010 yılında 10’uncu sıraya yükselmesinin beklendiğini vurgulyan Philip Daniel Haas, şöyle konuştu: “Türkiye 70 milyonluk nüfusuyla çok önemli bir Pazar. Avrupa’da kişi başı yıllık ilaç tüketimi 500 dolar, ABD’de 900 dolar. Türkiye’de ise 100 dolar. Bu rakamın önümüzdeki 5 yıl içinde ikiye katlanması söz konusu olabilir.”

Halka açıklık yüzde 5’e indi satandan hisse almaya hazırız

DEVA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Philip Daniel Haas, “50 yıllık geçmişi olan holdingin yapısı çok ortaklı ve halka açıktı. Şimdi durum nedir?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Şirketin halka açıklık oranı yüzde 5’e kadar indi. Hissesini satmak isteyen olursa almaya her zaman hazırız. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’ndan (İMKB) çekilmeye mevzuat izin vermiyor. EastPharma Londra’da halka açık. Biz Türkiye’de de halka açık şirket olmaktan memnunuz.”

Türkiye jenerik ilaç üretiminde güçlü olmalı

PHILIP Daniel Haas, “Deva, Türkiye’nin önde gelen jenerik (benzeri) ilaç üreticilerinden biri. Türkiye’nin jenerik ilaç üretiminde güçlü olması gerekir. Aksi halde Çin ve Hindistan’dan gelecek jenerik ilaçlar piyasayı kaplar” dedi.

Hürriyet Gazetesi

82 yaşındaki mikro girişimci bile ödülle işini büyütmeyi hedefliyor

82 yaşındaki mikro girişimci bile ödülle işini büyütmeyi hedefliyor
700’ün üzerinde kadın girişimcinin başvurduğu “Citi Mikro Girişimci Ödülleri” 28 Ocak’ta sahiplerini buluyor. Toplam 25 bin YTL’nin dağıtılacağı ödüller için girişimciler arasında düzenlenen ankette “Ödül alsanız, bu parayı nasıl değerlendirirsiniz” sorusuna girişimciler tereddütsüz olarak “İşimi geliştirmek için kullanırım” dedi.

Ceyhun KUBURLU
TÜRKİYE’de bu yıl ilk kez verilecek olan Citi Mikro Girişimci Ödülleri için Diyarbakır ve İzmit başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından 700’ün üzerinde mikro girişimci başvurdu. Finale kalan 25 mikro girişimci 28 Ocak tarihinde gerçekleştirilecek törenle ödüllerini alacak. Önümüzdeki günlerde ödüllerine kavuşacak olan kadın mikro girişimciler arasında düzenlenen ankette “Ödül alsanız, bu parayı nasıl değerlendirirsiniz” sorusuna ise girişimciler tereddütsüz olarak “İşimi geliştirmek için kullanırım” dedi. Özellikle tarım, hayvancılık ve gıda alanında yaptıkları çalışmalarla dikkatleri üzerine çeken girişimcilerin yaşları da 19 ile 82 arasında değişiyor.

25 MİKRO GİRİŞİMCİ ÖDÜL ALACAK: Citi Mikro Girişimci Ödüllerinin Türkiye’de bu yıl ilk kez, KEDV ile işbirliği içinde ve MAYA Mikro Ekonomik Destek İşletmesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın (TOG) desteği ile gerçekleştiriliyor. Citi Mikro Girişimci Ödülleri kapsamında “Sektörel ödüller”, “Özel ödüller” ve “Umut Vaat Eden Girişim Ödülleri” kategorilerinde ödül verilecek. Türkiye’de bu yıl ilk kez gerçekleştirilen yarışma sonucunda, 25 mikro girişimci ödüllendirilecek. Citi Vakfı tarafından 2001 yılında hayata geçirilen Citi Mikro Girişimci Ödülleri Programı, dünya çapında mikro girişimcilik konusunda farkındalık sağlamayı amaçlıyor.

10 MİLYON YTL KREDİ: Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Akgül, mikro kredinin, düşük gelirli insanların kendilerine ve ailelerine bakabilmeleri için gelir sağlamaları amacıyla kendi işletmelerini kurmalarına yönelik verildiğini belirterek “Diyarbakır’da uygulanmaya başlanan mikro kredi konusunda bölgede yoksullukla mücadelede önemli bir farklılık oluştu” dedi. TİSVA’nın bugüne kadar 5 bin 500 kişiye yaklaşık 10 milyon YTL tutarında kredi verdiğini söyleyen Akgül, “TİSVA’dan mikro kredi kullanan mikro girişimcilerin yüzde 10’u ticaret sektöründe, yüzde 60’ı üretim sektöründe, yüzde 40’ı da hizmetler sektöründe faaliyet göstermektedir” diye konuştu.

İSTİHDAMA KATKI SAĞLIYORLAR: KEDV Yönetim Kurulu Üyesi Şengül Akçar “Kadınların hayat deneyiminden gelen uzmanlıkları ve yoksullukla mücadeledeki yaratıcılıklarına dayanan kolektif kapasite geliştirme ve ekonomik güçlendirme programları uygulanıyor” dedi. Akçar konuşmasını şöyle sürdü: “Mikro kredi konusunda son dönemlerde insanların ne kadar hassas olduğunu görüyoruz. Bu krediler ile özellikle kadınlarımız kendilerine iş kuruyor ve yanlarında işçi çalıştırıyorlar. Yani sadece kendi ailelerine değil ayrıca ülke ekonomisine ve istihdamına da büyük katkı sağlamış oluyorlar.”

En zengin ülkeler de mikro kredi veriyor

İLK olarak Bangledeş ve Brezilya’da başlayan mikro kredi kullanımı bugün dünyanın birçok ülkesinde yaygın bir şekilde devam ediyor. Tüm dünyada yaklaşık 16 milyon girişimciye 7 bin mikro finans kuruluşu hizmet veriyor. Mikro kredinin otuz yıl önce verilmeye başladığını söyleyen Aziz Akgül, “1980’lerden sonra ise geliştirilerek Güney Asya, Doğu Asya, Afrika, Doğu Avrupa ve Güney Amerika’daki birçok ülkeye yayıldı. Bugün en zengin ülkelerde bile bu krediler veriliyor” dedi.

Hürriyet Gazetesi

Türkiye’nin otobüs üretimi ve ihracatı arttı

Türkiye’nin otobüs üretimi ve ihracatı arttı
Türk otomotiv sanayi üretim ve ihracatta sağladığı başarıyla, son yılların en fazla dikkat çeken sektörlerinden biri oldu.
A.A.

Türk otomotiv sanayinin yakaladığı başarıyla birlikte, Türkiye’de otobüs üretimi ve ihracatında da önemli gelişmeler kaydedildi.

İlk kez 2006 yılında 1 milyon adedin üzerine çıkararak üretim rekorunu kıran sektörün geçen yılki üretimi de traktörler dahil edildiğinde önceki yıla oranla yüzde 10 oranında artarak 1 milyon 133 bin adede çıktı.

Sektörünün ihracatı da 2007 yılında yüzde 33,4 oranında artarak yan sanayi ile 20 milyar 63 milyon dolara ulaştı.
Geçen yıl otobüs üretimi de yüzde 15′lik bir artış gösterdi. Sektörde faaliyet gösteren Mercedes-Benz, MAN Türkiye, Otokar, BMC ve Temsa gibi şirketler geçen yıl toplam 6 bin 946 adet otobüs üretirken, bunun 5 bin 352 adedini ihraç etme başarısı gösterdi. Böylece sektör ihracatı adet bazında bir önceki yıla göre yüzde 30 oranında artırmış oldu.

2007 yılında Türkiye, otobüs ihracatından 1 milyar 99 milyon 543 bin 73 dolar gelir elde etmiş oldu. İhracatta dolar bazında yüzde 52′lik bir artış yaşandı.

Otobüs üretiminde 12 aylık kapasite kullanım oranı ise yüzde 91 oranında gerçekleşti.

ÜRETİMİN LİDERİ MERCEDES-BENZ TÜRK

Yıllık otobüs üretimine bakıldığında Hoşdere’deki fabrikasında üretim yapan Mercedes-Benz Türk, geçen yılın lideri oldu.

Dünyanın en modern otobüs fabrikalarından biri olarak tanımlanan, fabrikanın enerji ihtiyacını karşılayan bir kojenerasyon merkezine ve otobüs geliştirme merkezine sahip olan Hoşdere fabrikasında şehirler arası otobüsler Travego, Intouro ve yeni Tourismo ile şehir içi otobüs yeni Conecto üretiliyor.

Üretiminin yarısından fazlasını başka Batı Avrupa olmak üzere 70 ülkeye ihraç eden Mercedes-Benz Türk, geçen yılki üretimini de önceki yıla göre yüzde 43 oranında artırarak 3 bin 6 adede yükseltti.

Mercedes-Benz Türk A.Ş. Direktörler Kurulu Başkanı Jürgen Ziegler geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, fabrikanın üretim kapasitesini yüzde 20 oranında yükseltmeyi planladıklarını ifade etmişti.

TEMSA OTOBÜSTE BİR MARKA OLDU

Bu yıl 40. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olan Temsa ise Adana’daki tesislerinde Türkiye pazarına yönelik olarak Temsa Diamond, Temsa Safir, Temsa Safari şehirler arası yolcu otobüsü, küçük otobüs Temsa Powerbus, Temsa Prestij Midibüs üretimini gerçekleştiriyor.

Temsa’nın ürettiği otobüs ve midibüsler bugün Batı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 30′u aşkın ülkede tercih edilirken, Temsa yıllık otobüs üretiminin yaklaşık yüzde 75′ini ihraç ediyor.

Temsa Genel Müdürü Mehmet Buldurgan, geçen yıl toplam 993 adet otobüs ve midibüs ihraç ederek ihracatlarını 2006 yılına göre yüzde 11 artırdıklarını, ihracatlarının yüzde 85′ini Avrupa ülkelerine yaptıklarını kaydetti.

İhracatlarında ilk sırayı yüzde 10,6 pazar payı ile Fransa’nın aldığını, Avrupa’da toplam pazar paylarının yüzde 7′ye ulaştığını, bu yılki hedeflerinin ise yüzde 10 olduğunu bildiren Buldurgan, geçen yıl Fas, İspanya, Ürdün, Polonya, Makedonya ve Estonya olmak üzere 6 yeni ülkede yeni bayiler açarak bayi ağını 40 ülkeye yaydıklarını anlattı.
Avrupa’nın en büyük bağımsız otobüs ve midibüs üreticisi olma yönünde emin adımlarla ilerlediklerini ifade eden Buldurgan, 2008 yılında toplam 1100 adet otobüs ve midibüs ihracatını gerçekleştirerek 200 milyon dolar ihracat rakamı hedeflediklerini bildirdi.

Buldurgan ayrıca Temsa’nın otobüste bir marka olduğunu ifade etti.

Bu arada Temsa geçen yıl Busworld Shanghai’de Diamond ile “Asya’da Yılın En Lüks Otobüsü” ödülünü, Otobüs fuarı Kortrijk’de ise 2008 Yılının Otobüs Üreticisi ödülünü almıştı.

MAN TÜRKİYE OTOBÜS ÜRETİMİNİ YÜZDE 30 ARTIRDI

Türkiye’de Ankara’daki fabrikasında üretim yapan MAN Türkiye A.Ş de, geçen yıl otobüs üretimini yüzde 30 artırdı.
Geçen yıl 2 bin 69 adet otobüs üreten MAN Türkiye, üretiminin büyük bir bölümünü Avrupa ve yakın doğu ülkelerine ihracat etti.

2007 yılındaki üretim rakamını, 2008 yılında da sürdürmeyi amaçlayan MAN Türkiye özellikle şehirleşme oranlarında görülen artış nedeniyle standardı yüksek seyahat otobüslerine duyulan ihtiyacı değerlendirmeyi hedefliyor.

Hürriyet Gazetesi

Türkiye`nin geleceğiyle ilgili süper iddia

ABD’NİN saygın gazetesi New York Times’a göre 2016 yılında ABD, süpergüç özelliğini kaybedecek.

YIL 2016

Batı’da Avrupa Birliği, Doğu’da ise Çin dünyanın yeni parlayan yıldızları olacak.

Türkİye, Avrupa’ya çok daha sıkı şekilde bağlanıp AB süpergücünün bir parçası haline gelecek. Iraklı Kürtler’in Bağımsız Kürdistan hayali ise gerçeğe dönüşecek.

New York Times gazetesinin hafta sonları yayınladığı New York Times Magazine dergisi bu hafta kapak konusu olarak ABD’nin çöküşünü seçti. Başkan George Bush döneminde ABD’nin gücünün hiç olmadığı kadar azaldığını belirten dergi, 2016 yılına gelindiğinde süpergüç özelliğini de yitireceğini kaydetti. New York Times’a göre takvimler 2016 yılını gösterdiğinde dünyada şu değişiklikler yaşanacak:

* Barack Obama, Hillary Clinton ya da John McCain başkanlıklarının ikinci dönemini bitiriyor olacaklar. Ve Amerika dünyada her zamankinden çok daha güçsüz hale gelecek. Yıllar önce Irak’tan çekilmiş olan Amerikan askerlerinin tamamı bağımsız Kürdistan topraklarına konuşlanmış halde olacak.

* Afganistan’da NATO’nun verdiği mücadele başarıya ulaşacak. İran ise tüm tehditlere rağmen nükleer silahını yapacak ve nükleer ülkeler klübüne katılacak.

Rusya güç kaybedecek

* Doğuda Çin, Tayvan’ı topraklarına katacak denizlerdeki hakimiyetini her geçen gün artıracak.

* Avrupa Birliği 30’dan fazla üyesi, Kuzey Afrika, Hazar Denizi ve Rusya’dan gelen enerji yolları ve nükleer enerjisiyle önemli bir güç haline gelecek.

* Amerikan rüyasının yerini Avrupa rüyası alacak. Avrupa Birliği, uydu ülkeleri giderek daha fazla cezbetmeye başlayacak. Çin ise Doğu’da tüm ülkelerin çekim merkezi haline gelecek. Bu bölgede Amerika’nın dostu olan ülkeler Çin ile bir gerginlik yaşamak istemedikleri için Çin’e giderek daha fazla yakınlaşacaklar.

* Çin ve Rusya’nın liderliğinde Türki cumhuriyetlerin de katılımıyla Doğu’nun NATO’su kurulacak.

* Rusya ise süpergüç olma iddiasını her geçen yıl biraz daha yitirecek. Sebebi ise nüfusta yaşanan büyük düşüş. Yıl 2025’te Rusya, dev topraklarına rağmen Türkiye kadar nüfusa sahip olacak ve her yıl 500 bin vatandaşını kaybetmenin bedelini siyasi arenada güç kaybıyla ödeyecek.

Türkiye ‘Yeni Osmanlı’ politikası izleyecek

New York Times’a göre 2003 yılındaki tezkere reddi ile ABD-Türkiye ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Şimdi AB’ye üye olmayı hedefleyen Türkiye, Amerika’nın sürekli olarak AB içinde kendi lehine lobi yapmasından rahatsız olacak ve ABD’den uzaklaşacak.

* Yeni Türk politikası, “Türk gururu” ve “agresif Neo-Osmanlıcılık” öğelerini içerecek. Eğer Avrupa, Türkiye’yi reddetmek yerine Türkiye’nin bu politikalarını silah olarak kullanırsa Suriye, Irak, İran gibi ülkelere istikrar getirmekte başarılı olabilir.

* Bu süreç içerisinde Türk mühendisleri Anadolu’ya köprüler, yollar ve tüneller inşa etmeyi sürdürecek. Türkiye, Arap dünyası ve Ortadoğu’daki etkisini hem askeri hem de ekonomik olarak artıracak. Türk tacirler Batı kadar Doğu’ya da bakmaya başlayacaklar. * İstanbul’u gören biri, Türkiye AB üyesi olmasa da bu ülkenin ne kadar Batılı olduğunu anlayacak.

* Türk diasporasının her yıl ülkesine gönderdiği

* milyar dolar, her yıl bu ülkeye gelen 20 milyon turist ve 20 milyar dolarlık dış yatırım Türkiye’yi Avrupa süpergücünün bir parçası yapacak.

Vatan Gazetesi

Chavez: Dolardan çıkın

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD ekonomik krizinin yakın olduğunu belirterek, Latin Amerika’daki müttefiklerine, uluslararası rezervlerdeki milyarlarca dolarlık paralarını ABD bankalarından çekmeleri çağrısında bulundu.

AA

Latin Amerika zirve toplantısında, bölge kaynaklarının bir havuzda toplanması ve Dünya Bankası gibi ABD güdümlü bankalardan bağımsızlık sağlamak için bir bölge kalkınma bankasının kurulması için ilk adım atıldı.

ALBA kuruldu

ALBA (Amerika İçin Bolivarcı Alternatif) bankası 1 milyar dolar sermayeyle işe başladı. Venezuela, bankanın en önde gelen finansörü olacak. Banka fonları, toplumsal projelerle ortak petrol şirketi gibi diğer projelerde kullanılacak. Venezuela, Nikaragua, Bolivya ve Küba’nın oluşturduğu ALBA ülkeleri toplantısına Ekvador, Uruguay, Honduras, Haiti, Antigua ve Barbuda, St. Vincent gibi ülkeler gözlemci olarak katıldı.

Milyar dolarları yönetecek CEO aranıyor

08.11.2007
Dünyanın en büyük finans kurumları arasında yer alan Citigruop ve Merrill Lynch’de geçen hafta boşalan CEO koltuklarının adayları belli oluyor.

Ancak ilginç olan taraf, her iki kurumun da aynı yöneticilerin peşine düşmesi…

ABD’de yaşanan kredi krizinin ağır hasar verdiği iki kurum, hissedarlarının da baskısı ile çareyi CEO’larını istifaya zorlamakta bulmuştu. Birer hafta ara ile iki dev isim istifasını verirken, şimdi de boşalan koltuklar için kulisler başladı.

CNBC’de yayınlanan bir habere göre iki kurum da tepe koltuklar için aynı beş yöneticiyi belirledi. Bu isimler şöyle:

Morgan Stanley CEO’su John Mack, NYSE Euronext CEO’su John Thain, BlackRock CEO’su Larry Fink, AIG Yönetim Kurulu Başkanı Robert Willumstad ve Deutsche Bank Yönetim Kurulu Başkanı Josef Ackermann.

ABD’nin en büyük bankası olan Citigroup’un CEO’su Charles Prince (fotoğraftaki) üzerindeki istifa baskısına dayanamayarak 5 Kasım’da istifa etmişti. Bu tarihten yaklaşık 1 hafta önce de Merrill Lynch’in CEO’su Stan O’Neal şirketinden ayrılmıştı.

Hürriyet Gazetesi

[İş Dünyasına Yön Verenler] İhracatçılar şirketlerini akıllı yönetsin!

08.11.2007
Söylediklerim, ihracatçıları kızdırabilir. İhracatçılar her türlü tedbiri alıp, hâlâ ‘para kazanmıyoruz’ diyerek kurdan şikâyet ediyorlarsa, haklılar. Kurdan şikâyet ediyor ama dönüp kendi içlerinde şirketlerinin iş yapış biçimini gözden geçirmiyorlarsa, haksızlar! Bir örnek vereyim:

Koç Holding 2001 krizinden yeni çıkmıştı ve kârı 150 milyon dolardı. Diğer taraftan Koç Holding’in bütün şirketlerinin dış alımı toplam 1,5 milyar dolar kadardı. Bütün bu satın almaları konsolide edip, merkezî bir satın alma yaparsanız, minimum yüzde 10 tasarruf edersiniz. Bu da yıl sonu kârına eşit bir büyüklük demektir. Koç Holding bunu yaptı. Az kazanıyor olmaktan şikâyet edenler dönüp iş yönetim biçimlerine bir kez daha baksınlar. Bugün ihracatçıyım diyenlerin pek çoğu, ihracat faktöringi yaparak riskin bertaraf edilebileceğini bilmiyor.’

Koton, yeniden yapılanma kararı vermiş ve sektör dışından bir yöneticiyi kurumun Chieff Operational Officer (COO, yani uygulamalardan sorumlu üst yönetici) konumuna getirmişti. İbrahim Kamburoğlu’nun Koton yönetiminde görev alması sadece tekstilde değil, bankacılık sektöründe de epey ses getirmişti. Kamburoğlu’nun ilginç bir kariyer çizgisi var. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ilk tercihidir ve kazanır. İstediği tek şey diplomat olmaktır. Avrupa Topluluğu üzerine yüksek lisans yapar ve Brüksel’de çalışmak üzere başvurur. Toplulukta staj yapan az sayıdaki stajyerden biridir. Bir seneliğine gider ama gelen talep üzerine kalma süresini uzatır. Ardından da BM’den çalışma teklifi alır. Kamburoğlu için Türkiye’de çalışmak ve geri dönmek her zaman ağır basar ve Dışişleri’nde görev yapmaktan vazgeçer. Ülkeye döndüğünde arkadaşlarının çoğu bankalarda, danışmanlık şirketlerinde denetimci ya da uzman olarak çalışmaktadır. İbrahim Kamburoğlu, birikimlerini makalelerle paylaşanlardandır. Yazıları gazetelerde yayınlandığında hayatını iki biçimde etkiler. Birincisi PKK tarafından tehdit edilir; ikincisi ise iş dünyasının dikkatini çeker.

Kariyerine bankacı olarak devam etmeye karar verir, çünkü yurtdışındayken yazdığı bazı yazıları nedeniyle Hüsnü Özyeğin kendisini aramıştır; “İş teklifinde bulunmuştu. Buradaki bankalardan birinde çalışmak istersem yardımcı olabileceğini, Türkiye’ye dönersem de haberinin olmasını istedi. Türkiye’ye döndüm. Finansbank’ta çalışmam söz konusuydu. Tesadüfen Osman Berkmen ile tanıştım. Bana, ‘Bakkalda çalışma, seni markette işe başlatalım’ dedi. Yapı Kredi Bankası’nı önerdi. Böylece Yapı Kredi’li günlerim başlamış oldu. Ukalalık etmek istemem ama uluslararası sermaye bankacılığı, yatırım bankacılığı gibi alanlara ilk kez bizim bilgimiz seviyesindeki kişiler alınmaya başlandı. 1990 yılı Ekim ayında bankacılık hayatım başlamış oldu.”

Yapı Kredi’den iki kez istifa eden tek kişi

Tesadüfler pek çoğumuzun hayatını değiştirir. İbrahim Kamburoğlu da böylesine tesadüfler yaşayanlardan. Aslında onun hayatını en çok değiştiren kişi rahmetli Vehbi Koç olmuş. İbrahim Kamburoğlu’nun babası Kemal Kamburoğlu’nun ismini pek çok kez başarılı işadamlarının profilini okurken görmüştüm. Babasını soruyorum, “Divan Oteli’nin berberiydi ve ben Vehbi Koç’a ‘dede’ diyecek kadar yakın bir ilişkide büyüdüm.” diyor. İyi bir erkek berberi, müşterileri için vazgeçilmezdir. Belli ki sadece Vehbi Koç değil, pek çok başarılı bürokrat ve işadamı baba Kemal Kamburoğlu’nun berber koltuğunda epey zaman geçirmiş. İbrahim Kamburoğlu, bize hiçbir yerde göremeyeceğimiz nikâh fotoğrafını gösteriyor. Kamburoğlu çiftinin nikâh şahitleri rahmetli Turgut Özal ve rahmetli Vehbi Koç. Arka planda ise iş ve bürokrasi dünyasının tanıdık yüzleri ile baba Kemal Kamburoğlu.

İbrahim Kamburoğlu Yapı Kredi Bankası’ndan iki kez istifa etmiş. “1992 yılında Yapı Kredi’den ilk kez mezun oldum.” diyen Kamburoğlu, bir uluslararası bankada işe başlayacaktır. Ancak işler düşündüğü gibi gitmez ve kendisine önerilen Koçbank ve Citibank alternatiflerini değerlendirir. “Bizim bankada çalış.” diyen Vehbi Koç’un öğüdünü tutar ve Koçbank’a geçer. Bu, Vehbi Koç’u da çok mutlu eder: “Koç Grubu gerçekten çok farklı bir kültürü barındırıyordu ve benim için duygusal bir tarafı da vardı. Çok genç yaşta ‘baba şube’ tabir edilen Osmanbey Koçbank’ın müdürü oldum. Operasyonu, kurumsalı, veznesi derken bankanın her şeyinden sorumluydum.” Acaba bu kadar başarıya odaklı bir yönetici, çalışanları için kâbus mudur yoksa keyif mi? Kamburoğlu’na kendisini hangi sıfatlarla tanımlayabileceğini soruyorum, “Disiplin odaklı biriyim. Ama şartları da iyi anlamaya çalışırım. İsterim ki zaman içinde kendiliğinden iş yapış biçimiyle mevcut disiplin birlikte yürüsün. Sonuç odaklıyımdır. İnatçıyımdır.” cevabını veriyor.

Yapı Kredi-Koçbank birleşmesinde de etkin bir görev üstlenen Kamburoğlu, bu zor ve riskli dönemi nasıl yaşadığını ise şöyle anlatıyor: “Yapı Kredi Bankası’ndaki iki genel müdür yardımcısından biriydim. IK’dan sorumlu bir genel müdür yardımcısı vardı ve takım lideri olarak da ben görev yapıyordum. Bankanın bütün röntgenini çekiyor ve satın alma kararı veriyorduk. O dönem beni çok yıprattı. Bazı şeylerden kaçmak için herkesle işten çıkıyor, eve gidiyor; ama hemen sonra işe geri dönüyordum. Sabah beşe kadar çalışıyor, iki saat uyuyup tekrar geliyordum. Nelerin sorumluluğunu aldığımı hiç kimseye anlatamadım. Hele de benim gibi paylaşmayı seven bir insanın etrafındakilerle bir şeyleri paylaşamıyor olması korkunç bir durum. Yapı Kredi, Koç Finans’a katıldığında insan kaynağı bütçesi dışında yaklaşık 1 milyar YTL’ye yakın, gider ve yatırım bütçesini ben yönettim.”

Bankacılığı bırakıp, hazır giyime geçme kararında neler etkili oldu?

Bankacılıktaki bu parlak kariyerini farklı bir sektörde devam ettirmeye karar vermesi elbette pek de kolay olmamış. Ancak Koton Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz ile tanışınca karar vermesi uzun sürmemiş. “Bana bu tanışıklık öncesinde Koton deselerdi, ‘Ne yapacağım?’ derdim. Ama Yılmaz Bey’in çok farklı bir vizyonu var. Koton, merkezde bir marka ve önü de çok açık. Olaylara ve yönetime patron merkezli bakmıyor. Yılmaz Bey’in, ‘Devrim değil, evrim gerçekleştirecek biriyle çalışmak istiyorum’ demiş olması, bizi bir araya getirdi. Kendisine entegrasyon sürecini tamamlayana kadar Koton’a dışarıdan destek verebileceğimi söyledim. Bir bankacı olarak firmaları çok iyi analiz edebiliyordum ve Koton’un da risk almaya hazır olduğunu gördüm. Böylece de Koton’da çalışma sürecim başladı.” COO Kamburoğlu, böylece Yapı Kredi Bankası’ndan ikinci kez mezun olur. Koton’da yapacak daha çok işi olduğunu söyleyen Kamburoğlu, “40 yaş dönemindeyim ve elbette kariyerimin son noktasında da değilim. Koton’daki başarıdan nasiplenecek ve kariyerime yeni bir şeyler daha katacağım, çünkü hırslıyım.” diyor. Aslında bu söylemi, kariyerini nasıl konumladığının ipuçlarını veriyor.

İbrahim Kamburoğlu’nun Yapı Kredi Bankası’ndan Koton’a geçmesi epey konuşulmuştu. Şimdi kendisine sık sık memnun olup olmadığını soran eski arkadaşlarına, mutlu olduğunu söylüyor. Parlak bir kariyer bankacılıkta süregidiyorken bu ani sektör değişiminin gerisindeki nedeni merak ediyorum. Aklım, bankacılığın hizmet üreten soyut kavramları yerine tekstilin somut sonuçlarını getiriyor. Acaba sanayici olmak cazip mi geldi?

“Koton, bir üretim şirketi değil. Toplam cirosuna baktığınız zaman kendi atölyelerinde toplam üretiminin yüzde 15-20’si kadar imalat yapıyor. Üç tane çekirdek iş var. Birincisi, uygun zamanda uygun tedarik koşullarıyla yarı mamulleri elde etmek. İkincisi, herkesin söylediği ama uygulamadığı bir gider yönetimi yapmak ve üçüncüsü insan kaynaklarının performansı. Gider yönetimi derken bir kesintiden söz etmiyorum. Ben buna ‘akıllı harcama’ diyorum. Asli işimin maliyeti yönetmek ve ürünü satmak olduğunu düşünüyorum. Koton, bir perakende şirketi. Zinciri doğru tasarladıktan sonra, başarılı olmamak elde değil. Koton’un kıyaslanabileceği örnek markalardan biri Zara’dır. Zara da operasyonunu benim sözünü ettiğim verimlilik üzerine kurgulamıştır.”

Kamburoğlu, iddialı bir yönetici. Bakalım Koton’u tekstil sektöründe nereye taşıyacak? Bu kadar çok alternatif ürün varken tüketiciler Koton’u nasıl fark edecek, neden seçecekler?

“Koton’da beni etkileyen en önemli şey, bulunduğu yerden çok daha ileride olabilecek bir marka potansiyeline sahip olması. Bu nedenle kurumu ileriye götüren bir yol haritası hazırladık. Ayrıca Koton’un TurkQuality kapsamında olması da heyecan verici. Diğer yandan Koton olarak, müşteri ihtiyaçlarının hızla değiştiğini görüyoruz. Tüketici mağazalarda çeşitlilik ararken, bir sürü alışveriş merkezi de açılıyor. İlginçtir ki, bütün rakip markalar da yan yana diziliyor. Bu nedenle de biz ‘uluslararası pazarda nasıl büyüyebiliriz’i araştırıyoruz. İnanıyorum ki, bu kadar çok marka bir süre sonra kendi aralarında bir konsolidasyona gitmek durumunda kalacaklar. Tıpkı bankacılıkta olduğu gibi. Ancak şu anda pazarda olan tekstil firmaları gereken girişimlerde bulunmazlarsa, korkarım ki yarın yabancıların elinde oyuncak olacaklar.”

Koton, hitap ettiği yaş profilini kesin bir çizgiyle ayırmıyor ama tasarımlarının yüzde 40′ı genç çizgiler taşıyor. 2006′da 150 milyon dolar ciro yapan şirket, 2007 yılı için yüzde 30-35 büyüme öngörmüş. Bu yıl 20′ye yakın mağazanın açılışını yapacak olan Koton’un agresif bir büyüme hedefi var.

İbrahim Kamburoğlu, para yönetimini iyi bilen yönetici. Bu nedenle son dönemin siyasi ve ekonomik panoramasına bakmasını istiyorum.

“Son dönemde üretilen komplo teorileriyle Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bugün Türkiye’nin çok daha iyi olabilme potansiyeli var. Ancak iş yapış süreci, organizasyon bilgisi ve stratejik öneme sahip konulara hâkimiyette Türkiye dış politikasının dikkat etmesi gereken kritik noktalar var. Biz, ülke olarak çok haklı olduğumuz konularda bile haksız duruma düşebiliyoruz. Ben bunu 1990 yılında yurtdışında yaşadım. GAP projesini hayata geçirirken Suriye’ye daha fazla su vereceğimizi layıkıyla anlatamamışız. ‘Adamların suyunu keseceksiniz’ denildiğinde, ‘Yok kardeşim! Urfa Tüneli, Atatürk Barajı projelerinde size daha fazla su vermeyi taahhüt ediyoruz’ diyememişiz. Bu kendini dünyaya doğru anlatamama meselesi bizim temel sorunumuz.

Türk tekstil sektörüne gelince… Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden birisi olarak tekstil öne çıkıyor ve dünyada etkin bir rol oynuyorsa diğer sektörler de bunu yapacaktır. Türkiye’nin etrafında gelişmekte olan bir pazar var. Rusya, Romanya çok önemli. Bulgaristan, Slovenya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin önünde bölgesel lider olma vizyonuyla yürüyebiliriz. Jeopolitik konumumuz nedeniyle bunu yapabiliriz, önemli bir mevkideyiz. Ülkemizden dünya markası çıkar mı derseniz? Çıkar diyorum. TurkQuality projesini çok önemsiyor ve katkım olabileceğini düşünüyorum. Bu projede çalışmak da isterim. Dünya markası olma konusunda Zara’nın başarılı bir örnek olduğunu düşünüyorum. Zara, pazar değeri 10 milyar dolar olan bir şirket. Bizim bu ciroda kaç şirketimiz var? Çok az. Temennim, Türk tekstilinin de bu büyüklüğe çıkarabilecek markaları var etmesidir.”

Günseli Özen Ocakoğlu
Zaman Gazetesi

Petrol 100 dolara dayandı benzine bir haftada ikinci zam

08.11.2007
Petrol fiyatlarının rekor koşusu sürüyor. Asya piyasasında ABD hafif petrolünün varil fiyatı gün içinde 98,17 doları görerek yeni bir rekor kırdı.

Bu rekoru gördükten sonra 97,98 dolarda karar kılan varil fiyatındaki günlük artış 1,28 dolar oldu. Dolardaki artış bir depo benzinin maliyetini de artırmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta vergi gelirlerini artırmak için yeniden akaryakıta yüklenen Maliye’nin ÖTV düzenlemesi, 55 litrelik bir aracın deposuna 8 yeni lira zam olarak yansıdı. Ardından önceki gün de 95 oktan kurşunsuz benzinin litresine 4 YKr, motorine de 5 YKr zam geldi. Böylece benzin bir haftada iki zam birden görmüş oldu. Ankara ve İzmir’de 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi 3,13 YTL, İstanbul’da ise 3,14 YTL’den satılıyor. Ankara’da 2,56 YTL’den doldurulan motorinin litresi ise İstanbul’da 2,53; İzmir’de 2,52 YTL’ye düşüyor.

Petrol fiyatındaki her artış, Türkiye’nin ödediği enerji faturasını da kabartıyor. Yılın dokuz aylık dönemindeki, ham petrol, akaryakıt, doğalgaz, sıvılaştırılmış petrol gazı ve kömür gibi enerji maddeleri ithalatı 23,3 milyar doları buldu. Bu tutar, toplam ithalatın yaklaşık beşte birini oluşturuyor. Bu dönemdeki dış ticaret açığının yaklaşık yarısı enerjiden kaynaklandı. Enerji ithalatına ödenen miktarın yıl sonuna kadar 32 milyar doları bulacağı ifade ediliyor. Petrol fiyatlarının artışında, belli başlı üretim bölgelerindeki jeopolitik gerilimler kadar, ABD’de yüksek riskli kredi sektöründe başlayarak malî piyasalara yayılan sıkıntının tüm sonuçlarının henüz ortaya çıkmadığını düşünen yatırımcıların güvenli bir yatırım olarak gördükleri petrole yönelmesinin rol oynadığı belirtiliyor.

Motorin 2000 piyasadan çekiliyor

Öte yandan kırsal motorin 2000 olarak satılan yakıt, yılbaşından itibaren piyasadan kaldırılacak. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun konuya ilişkin, ‘Motorin Türlerinin Üretimi, Yurtdışı ve Yurtiçi Kaynaklardan Temini ve Piyasaya Arzına İlişkin Teknik Düzenleme Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği’, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlandı. Tebliğe göre, piyasaya kırsal motorin 2000 olarak arz edilen motorinin kükürt değeri 1000 mg/kg’a düşürüldü ve ismi de ‘motorin 1000′ olarak değiştirildi. Konuya ilişkin EPDK tebliği 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.

Zaman Gazetesi

‘Türkiye güçlendi, 50 yıl daha burada kalacağız’


08.11.2007
Bayer Türkiye Başkanı Guth, 5 yılda 40 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını Gebze’deki tesiste teknoloji olarak Almanya’dan üstün olduklarını söyledi..Bayer Türkiye’nin Başkanı Sebastian Guth, Türkiye’nin Ortadoğu’daki en güçlü ortakları olduğunu söyleyerek son 5 yıl içerisinde ekonomik alanda çok büyük ilerlemelerin yaşandığını kaydetti. Geçen yıl toplam 402 milyon Euro’luk ciro yaptıklarını dile getiren Guth, Türkiye’de güçlü bir iç pazar oluştuğunu ifade etti. Dünyanın en popüler ağrı kesicilerinden biri olan Aspirin’in üreticisi Alman kimya ve ilaç şirketi Bayer, şirketin üçüncü çeyrek rakamlarını Almanya’nın Leverkusen kentinde düzenlenen bir basın toplantısıyla duyurdu. Toplantıda konuşan Guth, “Türkiye’de alım gücü hızla arttı. Her türlü malın satılabildiği güçlü bir iç pazar oluşurken ihracatın da aynı hızla arttığını görüyoruz. Dış piyasalarda faaliyet gösteren Türk girişimcilerin sayısı sürekli yükselişte. 50 yıldır buradayız bir bu kadar daha burada kalırız” dedi. Guth, 2002′den beri Türkiye’deki tesislerine 40 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirterek, “Almanya’daki üretim merkezlerimizde teknolojik anlamda ne varsa aynısı, belki daha da iyisi Gebze tesislerimizde mevcut. Türkiye üzerinden toplam 20 ülkeye ihracat yapıyoruz” diye konuştu.

‘GELECEKTE AÇ KALACAĞIZ’
Bayer CEO’su Werner Wenning de yaptığı açıklamada hızla nüfusu artan dünyanın yakın gelecekte yeterli gıda üretme konusunda zorluk çekmeye başlayacağını belirterek, “1950 yılında dünya üzerinde 1.5 milyar hektar tarım yapılabilir arazi varken toplam nüfus 2.5 milyar seviyesindeydi. Bu arazi miktarı hızla azalırken global nüfus 6 milyarı geçti. 2050 yılında nüfus 9 milyara ulaştığında tarıma elverişli alan 1.5 milyar hektarın çok altına düşmüş olacak. Eğer şimdiden çözüm üretmeye başlamazsak çok geç olacak” dedi.

Sabah Gazetesi

Bir yılda 5 milyar fincan kahve tükettik


08.11.2007
Türk kahve pazarı büyüklüğünün 5 milyar fincan olduğunu söyleyen Nestle İçecekler Genel Müdürü Phillips, “Bunun yüzde 24′ü otel, restoran ve kafelerde satılıyor” dedi.Nestle İçecekler Genel Müdürü Grant Phillips, Türkiye’de 2006 yılında toplam 5 milyar fincan kahve tüketildiğini söyledi. Nescafe’nin karışım kahve ürünü 3′ü 1 Arada’nın yeni ambalaj ve yeni çeşitlerinin tanıtımının yapıldığı toplantıda konuşan Phillips, pazarla ilgili yapılan araştırmalardan da örnekler verdi. Kahve pazarının büyüklüğünün 2006 sonunda 261 milyon YTL’ye ulaştığını belirten Phillips, “Nestle’nin Türkiye’deki toplam pazar payı yüzde 57. Türk pazarında saniyede 50 fincan Nescafe tüketiliyor” diye konuştu. Phillips, Türkiye’nin önemli bir iş sahası olduğunu ve kahve piyasasını kendilerinin yarattığını ifade etti. Piyasanın lideri konumlarını korumaya çalıştıklarını anlatan Phillips, “Liderliğimizi korumak için daha da gelişmek zorundayız” dedi. Karışım kahveleri de içeren ve rekabetin geliştiği çözülebilir hazır kahvede pazar paylarının yüzde 67 olduğunu kaydeden Phillips, “Türkiye’de kahve tüketimi her yıl artıyor. Pazarın büyümesinde genç nüfus, kentsel hane oranındaki artış ve pratik ürünlerin yaygınlaşması etkili oldu” diye konuştu.ZİNCİR AÇMAYACAĞIZ
Nestle’nin perakende kahve mağaza zinciri kurmayı düşünüp düşünmedikleri sorusu üzerine Phillips, “Kahve zinciri açmak gibi bir planımız yok” dedi. Phillips, “Türkiye’de satılan ürünlerimizi Türk damak tadına göre hazırlıyoruz. Ürünlerin tamamı doğal” dedi.

Sabah Gazetesi

Çikolatada çok geride kaldık gözümüz ikincilik koltuğunda

08.11.2007
Unlu mamullerde % 37 pazar payı ile son 10 yılın en iyi rakamını elde ettiklerini belirten Eti İcra Kurulu Başkanı Hazım Ellialtı, çikolata pazarında ikinciliğe yükselmeyi hedeflediklerini söyledi..
Gıda pazarında çikolata konusunda rekabet artıyor. Yerli firmaların pazardaki payı artmaya devam ediyor. Çikolata pazarına 2003 yılında giren ve yüzde 8′lik pazar payı ile 4′üncü sırada olan Eti, yeni hedefini ikincilik olarak açıkladı. Eti Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı (CEO) Hazım Ellialtı, bisküvi, kek ve krakerden oluşan unlu mamullerde son 10 yıldaki en yüksek pazar payına yüzde 37.5 ile bu yıl ulaştıklarını, sırada çikolatanın olduğunu bildirdi. Ellialtı, tamamıyla yenilenen “Eti Çikolata Keyfi” serisinin tanıtımı ve çikolata pazarındaki hedeflerini paylaşmak üzere Eti’nin Eskişehir’deki çikolata fabrikasında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Ellialtı, çikolatadaki paylarından memnun olmadıklarını dile getirerek, hedeflerinin ikincilik olduğunu belirtti. Ellialtı, Eti’nin, 2003′de tüketicilerden gelen yoğun talep üzerine 20 milyon dolarlık yatırımla Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde kurduğu yeni fabrikasında çikolata üretimine başladığını, 2004′te ise ürün gamını genişleterek “Eti Çikolata Keyfi” markası ile tablet çikolata pazarına girdiğini anlattı.

670 MİLYON DOLARLIK PAZAR
Çikolata pazarının 2002-2006 yılları arasında ortalama yüzde 7 oranında büyüdüğünü ve geçen yılın verilerine göre 670 milyon dolarlık bir değeri olduğunu ifade eden Ellialtı, 2008′de pazardaki büyümenin yüzde 10 civarında gerçekleşeceğini öngördüklerini söyledi. Tüketici tercihlerine de değinen Ellialtı, sektörde yüzde 75 gibi yüksek bir oranda sütlü, bitter ve katkılı (kuruyemişli-meyveli) çikolatanın rağbet gördüğünü, yüzde 75′in yüzde 22’sini sütlü sade, yüzde 12’sini sütlü Antep fıstıklı, yüzde 9′unu ise bitter çikolatanın oluşturduğunu kaydetti. Ellialtı, değişen global trendlere paralel olarak bitter çikolatanın payının artacağını öngördüklerini ifade etti.

Sabah Gazetesi

Sanayi üretimi Eylül’de yüzde 2.2 arttı

08.11.2007
Sanayi üretimi Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 oranında artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Sanayi Üretim Endeksi’nde Eylül ayı gerçekleşmelerini açıkladı. Buna göre 2005 önemli sanayi maddesinin üretim bilgilerinden oluşturulan 1997 bazlı Aylık Sanayi Üretim Endeksi, Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 artarak 150.6 oldu. Endeks, bu yılın Ağustos ayına göre ise yüzde 2.8 arttı.

Bu yıl aylara göre sanayi üretimi Ocak’taki yüzde 14.9, Şubat’taki yüzde 7.3′lük rekor artışlarından ardından, Mart’ta yüzde 3.2, Nisan’da yüzde 2′de kalmış, Mayıs ayında yüzde 5.2 çıkan üretim artışı Haziran’da yüzde 2.3, Temmuz’da yüzde 3.9 düzeyinde olmuş, Ağustos’ta ise yüzde 6.1′e ulaşmıştı.

Milli gelirdeki ağırlığı dolayısıyla GSMH büyüme oranı açısından önemli gösterge olan sanayi üretim artışının Ağustos’ta yüksek çıkması, yılın üçüncü çeyreğine ilişkin kötümser beklentileri azaltacak bir gelişme olarak değerlendirilmişti. Ancak Eylül’de düşük çıkan üretim artışı, üçüncü çeyrek büyümesinin önceki dönemlere göre düşük çıkması olasılığını artırdı.

Sanayi üretimindeki artış (%)
/**
Ocak 14,9
Şubat 7,3
Mart 3,2
Nisan 2,0
Mayıs 5,2
Haziran 2,3
Temmuz 3,9
Ağustos 6,1
Eylül 2,2
Ocak-Eylül 4,9
**/

İMALAT SANAYİİ ÜRETİMİ YERİNDE SAYDI

Eylül ayında sanayi üretimindeki artışın yüzde 2.2 ile düşük çıkmasında, toplam üretimin en büyük bölümünü gerçekleştiren imalat sanayiindeki artışın yüzde 1′in de altında kalması etkili oldu.

Sanayinin alt sektörlerinden madencilik Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18.5, elektrik, gaz ve su sektörü de yüzde 8.4 üretim artışı kaydederken, imalat sanayiindeki artış yüzde 0.9′da kaldı.

İmalat sanayi alt sektörleri içinde en yüksek artışlar yüzde 46.9′la büro, muhasebe bilgi işlem makineleri, yüzde 30.1′le ağaç ve mantar ürünleri ve yüzde 18.4′le elektrikli makinelerde gerçekleşirken, üretimdeki payı en fazla sektörlerin başında gelen gıdada yüzde 8.2 üretim düşüşü yaşandı. Üretimde alt sektörler itibariyle en yüksek oranlı düşüş ise yüzde 32.3′le radyo, tv, haberleşme cihazlarında kaydedildi.

DOKUZ AYLIK ÜRETİM ARTIŞI YÜZDE 4.9

Yılın ilk dokuz aylık dönemi ortalaması geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında toplam sanayi üretimindeki artış yüzde 4.9 olarak belirlendi. Dokuz aylık ortalamalara göre madencilik sektörü yüzde 11.4, imalat sanayi sektörü yüzde 4.1, elektrik, gaz ve su sektörü ise yüzde 9.7 üretim artışı kaydetti.

AA / Sabah Gazetesi

Designed by andruil
Bu site için
Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.
eXTReMe Tracker