08.11.2007
Söylediklerim, ihracatçıları kızdırabilir. İhracatçılar her türlü tedbiri alıp, hâlâ ‘para kazanmıyoruz’ diyerek kurdan şikâyet ediyorlarsa, haklılar. Kurdan şikâyet ediyor ama dönüp kendi içlerinde şirketlerinin iş yapış biçimini gözden geçirmiyorlarsa, haksızlar! Bir örnek vereyim:
Koç Holding 2001 krizinden yeni çıkmıştı ve kârı 150 milyon dolardı. Diğer taraftan Koç Holding’in bütün şirketlerinin dış alımı toplam 1,5 milyar dolar kadardı. Bütün bu satın almaları konsolide edip, merkezî bir satın alma yaparsanız, minimum yüzde 10 tasarruf edersiniz. Bu da yıl sonu kârına eşit bir büyüklük demektir. Koç Holding bunu yaptı. Az kazanıyor olmaktan şikâyet edenler dönüp iş yönetim biçimlerine bir kez daha baksınlar. Bugün ihracatçıyım diyenlerin pek çoğu, ihracat faktöringi yaparak riskin bertaraf edilebileceğini bilmiyor.’
Koton, yeniden yapılanma kararı vermiş ve sektör dışından bir yöneticiyi kurumun Chieff Operational Officer (COO, yani uygulamalardan sorumlu üst yönetici) konumuna getirmişti. İbrahim Kamburoğlu’nun Koton yönetiminde görev alması sadece tekstilde değil, bankacılık sektöründe de epey ses getirmişti. Kamburoğlu’nun ilginç bir kariyer çizgisi var. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ilk tercihidir ve kazanır. İstediği tek şey diplomat olmaktır. Avrupa Topluluğu üzerine yüksek lisans yapar ve Brüksel’de çalışmak üzere başvurur. Toplulukta staj yapan az sayıdaki stajyerden biridir. Bir seneliğine gider ama gelen talep üzerine kalma süresini uzatır. Ardından da BM’den çalışma teklifi alır. Kamburoğlu için Türkiye’de çalışmak ve geri dönmek her zaman ağır basar ve Dışişleri’nde görev yapmaktan vazgeçer. Ülkeye döndüğünde arkadaşlarının çoğu bankalarda, danışmanlık şirketlerinde denetimci ya da uzman olarak çalışmaktadır. İbrahim Kamburoğlu, birikimlerini makalelerle paylaşanlardandır. Yazıları gazetelerde yayınlandığında hayatını iki biçimde etkiler. Birincisi PKK tarafından tehdit edilir; ikincisi ise iş dünyasının dikkatini çeker.
Kariyerine bankacı olarak devam etmeye karar verir, çünkü yurtdışındayken yazdığı bazı yazıları nedeniyle Hüsnü Özyeğin kendisini aramıştır; “İş teklifinde bulunmuştu. Buradaki bankalardan birinde çalışmak istersem yardımcı olabileceğini, Türkiye’ye dönersem de haberinin olmasını istedi. Türkiye’ye döndüm. Finansbank’ta çalışmam söz konusuydu. Tesadüfen Osman Berkmen ile tanıştım. Bana, ‘Bakkalda çalışma, seni markette işe başlatalım’ dedi. Yapı Kredi Bankası’nı önerdi. Böylece Yapı Kredi’li günlerim başlamış oldu. Ukalalık etmek istemem ama uluslararası sermaye bankacılığı, yatırım bankacılığı gibi alanlara ilk kez bizim bilgimiz seviyesindeki kişiler alınmaya başlandı. 1990 yılı Ekim ayında bankacılık hayatım başlamış oldu.”
Yapı Kredi’den iki kez istifa eden tek kişi
Tesadüfler pek çoğumuzun hayatını değiştirir. İbrahim Kamburoğlu da böylesine tesadüfler yaşayanlardan. Aslında onun hayatını en çok değiştiren kişi rahmetli Vehbi Koç olmuş. İbrahim Kamburoğlu’nun babası Kemal Kamburoğlu’nun ismini pek çok kez başarılı işadamlarının profilini okurken görmüştüm. Babasını soruyorum, “Divan Oteli’nin berberiydi ve ben Vehbi Koç’a ‘dede’ diyecek kadar yakın bir ilişkide büyüdüm.” diyor. İyi bir erkek berberi, müşterileri için vazgeçilmezdir. Belli ki sadece Vehbi Koç değil, pek çok başarılı bürokrat ve işadamı baba Kemal Kamburoğlu’nun berber koltuğunda epey zaman geçirmiş. İbrahim Kamburoğlu, bize hiçbir yerde göremeyeceğimiz nikâh fotoğrafını gösteriyor. Kamburoğlu çiftinin nikâh şahitleri rahmetli Turgut Özal ve rahmetli Vehbi Koç. Arka planda ise iş ve bürokrasi dünyasının tanıdık yüzleri ile baba Kemal Kamburoğlu.
İbrahim Kamburoğlu Yapı Kredi Bankası’ndan iki kez istifa etmiş. “1992 yılında Yapı Kredi’den ilk kez mezun oldum.” diyen Kamburoğlu, bir uluslararası bankada işe başlayacaktır. Ancak işler düşündüğü gibi gitmez ve kendisine önerilen Koçbank ve Citibank alternatiflerini değerlendirir. “Bizim bankada çalış.” diyen Vehbi Koç’un öğüdünü tutar ve Koçbank’a geçer. Bu, Vehbi Koç’u da çok mutlu eder: “Koç Grubu gerçekten çok farklı bir kültürü barındırıyordu ve benim için duygusal bir tarafı da vardı. Çok genç yaşta ‘baba şube’ tabir edilen Osmanbey Koçbank’ın müdürü oldum. Operasyonu, kurumsalı, veznesi derken bankanın her şeyinden sorumluydum.” Acaba bu kadar başarıya odaklı bir yönetici, çalışanları için kâbus mudur yoksa keyif mi? Kamburoğlu’na kendisini hangi sıfatlarla tanımlayabileceğini soruyorum, “Disiplin odaklı biriyim. Ama şartları da iyi anlamaya çalışırım. İsterim ki zaman içinde kendiliğinden iş yapış biçimiyle mevcut disiplin birlikte yürüsün. Sonuç odaklıyımdır. İnatçıyımdır.” cevabını veriyor.
Yapı Kredi-Koçbank birleşmesinde de etkin bir görev üstlenen Kamburoğlu, bu zor ve riskli dönemi nasıl yaşadığını ise şöyle anlatıyor: “Yapı Kredi Bankası’ndaki iki genel müdür yardımcısından biriydim. IK’dan sorumlu bir genel müdür yardımcısı vardı ve takım lideri olarak da ben görev yapıyordum. Bankanın bütün röntgenini çekiyor ve satın alma kararı veriyorduk. O dönem beni çok yıprattı. Bazı şeylerden kaçmak için herkesle işten çıkıyor, eve gidiyor; ama hemen sonra işe geri dönüyordum. Sabah beşe kadar çalışıyor, iki saat uyuyup tekrar geliyordum. Nelerin sorumluluğunu aldığımı hiç kimseye anlatamadım. Hele de benim gibi paylaşmayı seven bir insanın etrafındakilerle bir şeyleri paylaşamıyor olması korkunç bir durum. Yapı Kredi, Koç Finans’a katıldığında insan kaynağı bütçesi dışında yaklaşık 1 milyar YTL’ye yakın, gider ve yatırım bütçesini ben yönettim.”
Bankacılığı bırakıp, hazır giyime geçme kararında neler etkili oldu?
Bankacılıktaki bu parlak kariyerini farklı bir sektörde devam ettirmeye karar vermesi elbette pek de kolay olmamış. Ancak Koton Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz ile tanışınca karar vermesi uzun sürmemiş. “Bana bu tanışıklık öncesinde Koton deselerdi, ‘Ne yapacağım?’ derdim. Ama Yılmaz Bey’in çok farklı bir vizyonu var. Koton, merkezde bir marka ve önü de çok açık. Olaylara ve yönetime patron merkezli bakmıyor. Yılmaz Bey’in, ‘Devrim değil, evrim gerçekleştirecek biriyle çalışmak istiyorum’ demiş olması, bizi bir araya getirdi. Kendisine entegrasyon sürecini tamamlayana kadar Koton’a dışarıdan destek verebileceğimi söyledim. Bir bankacı olarak firmaları çok iyi analiz edebiliyordum ve Koton’un da risk almaya hazır olduğunu gördüm. Böylece de Koton’da çalışma sürecim başladı.” COO Kamburoğlu, böylece Yapı Kredi Bankası’ndan ikinci kez mezun olur. Koton’da yapacak daha çok işi olduğunu söyleyen Kamburoğlu, “40 yaş dönemindeyim ve elbette kariyerimin son noktasında da değilim. Koton’daki başarıdan nasiplenecek ve kariyerime yeni bir şeyler daha katacağım, çünkü hırslıyım.” diyor. Aslında bu söylemi, kariyerini nasıl konumladığının ipuçlarını veriyor.
İbrahim Kamburoğlu’nun Yapı Kredi Bankası’ndan Koton’a geçmesi epey konuşulmuştu. Şimdi kendisine sık sık memnun olup olmadığını soran eski arkadaşlarına, mutlu olduğunu söylüyor. Parlak bir kariyer bankacılıkta süregidiyorken bu ani sektör değişiminin gerisindeki nedeni merak ediyorum. Aklım, bankacılığın hizmet üreten soyut kavramları yerine tekstilin somut sonuçlarını getiriyor. Acaba sanayici olmak cazip mi geldi?
“Koton, bir üretim şirketi değil. Toplam cirosuna baktığınız zaman kendi atölyelerinde toplam üretiminin yüzde 15-20’si kadar imalat yapıyor. Üç tane çekirdek iş var. Birincisi, uygun zamanda uygun tedarik koşullarıyla yarı mamulleri elde etmek. İkincisi, herkesin söylediği ama uygulamadığı bir gider yönetimi yapmak ve üçüncüsü insan kaynaklarının performansı. Gider yönetimi derken bir kesintiden söz etmiyorum. Ben buna ‘akıllı harcama’ diyorum. Asli işimin maliyeti yönetmek ve ürünü satmak olduğunu düşünüyorum. Koton, bir perakende şirketi. Zinciri doğru tasarladıktan sonra, başarılı olmamak elde değil. Koton’un kıyaslanabileceği örnek markalardan biri Zara’dır. Zara da operasyonunu benim sözünü ettiğim verimlilik üzerine kurgulamıştır.”
Kamburoğlu, iddialı bir yönetici. Bakalım Koton’u tekstil sektöründe nereye taşıyacak? Bu kadar çok alternatif ürün varken tüketiciler Koton’u nasıl fark edecek, neden seçecekler?
“Koton’da beni etkileyen en önemli şey, bulunduğu yerden çok daha ileride olabilecek bir marka potansiyeline sahip olması. Bu nedenle kurumu ileriye götüren bir yol haritası hazırladık. Ayrıca Koton’un TurkQuality kapsamında olması da heyecan verici. Diğer yandan Koton olarak, müşteri ihtiyaçlarının hızla değiştiğini görüyoruz. Tüketici mağazalarda çeşitlilik ararken, bir sürü alışveriş merkezi de açılıyor. İlginçtir ki, bütün rakip markalar da yan yana diziliyor. Bu nedenle de biz ‘uluslararası pazarda nasıl büyüyebiliriz’i araştırıyoruz. İnanıyorum ki, bu kadar çok marka bir süre sonra kendi aralarında bir konsolidasyona gitmek durumunda kalacaklar. Tıpkı bankacılıkta olduğu gibi. Ancak şu anda pazarda olan tekstil firmaları gereken girişimlerde bulunmazlarsa, korkarım ki yarın yabancıların elinde oyuncak olacaklar.”
Koton, hitap ettiği yaş profilini kesin bir çizgiyle ayırmıyor ama tasarımlarının yüzde 40′ı genç çizgiler taşıyor. 2006′da 150 milyon dolar ciro yapan şirket, 2007 yılı için yüzde 30-35 büyüme öngörmüş. Bu yıl 20′ye yakın mağazanın açılışını yapacak olan Koton’un agresif bir büyüme hedefi var.
İbrahim Kamburoğlu, para yönetimini iyi bilen yönetici. Bu nedenle son dönemin siyasi ve ekonomik panoramasına bakmasını istiyorum.
“Son dönemde üretilen komplo teorileriyle Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bugün Türkiye’nin çok daha iyi olabilme potansiyeli var. Ancak iş yapış süreci, organizasyon bilgisi ve stratejik öneme sahip konulara hâkimiyette Türkiye dış politikasının dikkat etmesi gereken kritik noktalar var. Biz, ülke olarak çok haklı olduğumuz konularda bile haksız duruma düşebiliyoruz. Ben bunu 1990 yılında yurtdışında yaşadım. GAP projesini hayata geçirirken Suriye’ye daha fazla su vereceğimizi layıkıyla anlatamamışız. ‘Adamların suyunu keseceksiniz’ denildiğinde, ‘Yok kardeşim! Urfa Tüneli, Atatürk Barajı projelerinde size daha fazla su vermeyi taahhüt ediyoruz’ diyememişiz. Bu kendini dünyaya doğru anlatamama meselesi bizim temel sorunumuz.
Türk tekstil sektörüne gelince… Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden birisi olarak tekstil öne çıkıyor ve dünyada etkin bir rol oynuyorsa diğer sektörler de bunu yapacaktır. Türkiye’nin etrafında gelişmekte olan bir pazar var. Rusya, Romanya çok önemli. Bulgaristan, Slovenya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin önünde bölgesel lider olma vizyonuyla yürüyebiliriz. Jeopolitik konumumuz nedeniyle bunu yapabiliriz, önemli bir mevkideyiz. Ülkemizden dünya markası çıkar mı derseniz? Çıkar diyorum. TurkQuality projesini çok önemsiyor ve katkım olabileceğini düşünüyorum. Bu projede çalışmak da isterim. Dünya markası olma konusunda Zara’nın başarılı bir örnek olduğunu düşünüyorum. Zara, pazar değeri 10 milyar dolar olan bir şirket. Bizim bu ciroda kaç şirketimiz var? Çok az. Temennim, Türk tekstilinin de bu büyüklüğe çıkarabilecek markaları var etmesidir.”
Günseli Özen Ocakoğlu
Zaman Gazetesi