Bu site için Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.


Milyar dolarları yönetecek CEO aranıyor

08.11.2007
Dünyanın en büyük finans kurumları arasında yer alan Citigruop ve Merrill Lynch’de geçen hafta boşalan CEO koltuklarının adayları belli oluyor.

Ancak ilginç olan taraf, her iki kurumun da aynı yöneticilerin peşine düşmesi…

ABD’de yaşanan kredi krizinin ağır hasar verdiği iki kurum, hissedarlarının da baskısı ile çareyi CEO’larını istifaya zorlamakta bulmuştu. Birer hafta ara ile iki dev isim istifasını verirken, şimdi de boşalan koltuklar için kulisler başladı.

CNBC’de yayınlanan bir habere göre iki kurum da tepe koltuklar için aynı beş yöneticiyi belirledi. Bu isimler şöyle:

Morgan Stanley CEO’su John Mack, NYSE Euronext CEO’su John Thain, BlackRock CEO’su Larry Fink, AIG Yönetim Kurulu Başkanı Robert Willumstad ve Deutsche Bank Yönetim Kurulu Başkanı Josef Ackermann.

ABD’nin en büyük bankası olan Citigroup’un CEO’su Charles Prince (fotoğraftaki) üzerindeki istifa baskısına dayanamayarak 5 Kasım’da istifa etmişti. Bu tarihten yaklaşık 1 hafta önce de Merrill Lynch’in CEO’su Stan O’Neal şirketinden ayrılmıştı.

Hürriyet Gazetesi

[İş Dünyasına Yön Verenler] İhracatçılar şirketlerini akıllı yönetsin!

08.11.2007
Söylediklerim, ihracatçıları kızdırabilir. İhracatçılar her türlü tedbiri alıp, hâlâ ‘para kazanmıyoruz’ diyerek kurdan şikâyet ediyorlarsa, haklılar. Kurdan şikâyet ediyor ama dönüp kendi içlerinde şirketlerinin iş yapış biçimini gözden geçirmiyorlarsa, haksızlar! Bir örnek vereyim:

Koç Holding 2001 krizinden yeni çıkmıştı ve kârı 150 milyon dolardı. Diğer taraftan Koç Holding’in bütün şirketlerinin dış alımı toplam 1,5 milyar dolar kadardı. Bütün bu satın almaları konsolide edip, merkezî bir satın alma yaparsanız, minimum yüzde 10 tasarruf edersiniz. Bu da yıl sonu kârına eşit bir büyüklük demektir. Koç Holding bunu yaptı. Az kazanıyor olmaktan şikâyet edenler dönüp iş yönetim biçimlerine bir kez daha baksınlar. Bugün ihracatçıyım diyenlerin pek çoğu, ihracat faktöringi yaparak riskin bertaraf edilebileceğini bilmiyor.’

Koton, yeniden yapılanma kararı vermiş ve sektör dışından bir yöneticiyi kurumun Chieff Operational Officer (COO, yani uygulamalardan sorumlu üst yönetici) konumuna getirmişti. İbrahim Kamburoğlu’nun Koton yönetiminde görev alması sadece tekstilde değil, bankacılık sektöründe de epey ses getirmişti. Kamburoğlu’nun ilginç bir kariyer çizgisi var. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ilk tercihidir ve kazanır. İstediği tek şey diplomat olmaktır. Avrupa Topluluğu üzerine yüksek lisans yapar ve Brüksel’de çalışmak üzere başvurur. Toplulukta staj yapan az sayıdaki stajyerden biridir. Bir seneliğine gider ama gelen talep üzerine kalma süresini uzatır. Ardından da BM’den çalışma teklifi alır. Kamburoğlu için Türkiye’de çalışmak ve geri dönmek her zaman ağır basar ve Dışişleri’nde görev yapmaktan vazgeçer. Ülkeye döndüğünde arkadaşlarının çoğu bankalarda, danışmanlık şirketlerinde denetimci ya da uzman olarak çalışmaktadır. İbrahim Kamburoğlu, birikimlerini makalelerle paylaşanlardandır. Yazıları gazetelerde yayınlandığında hayatını iki biçimde etkiler. Birincisi PKK tarafından tehdit edilir; ikincisi ise iş dünyasının dikkatini çeker.

Kariyerine bankacı olarak devam etmeye karar verir, çünkü yurtdışındayken yazdığı bazı yazıları nedeniyle Hüsnü Özyeğin kendisini aramıştır; “İş teklifinde bulunmuştu. Buradaki bankalardan birinde çalışmak istersem yardımcı olabileceğini, Türkiye’ye dönersem de haberinin olmasını istedi. Türkiye’ye döndüm. Finansbank’ta çalışmam söz konusuydu. Tesadüfen Osman Berkmen ile tanıştım. Bana, ‘Bakkalda çalışma, seni markette işe başlatalım’ dedi. Yapı Kredi Bankası’nı önerdi. Böylece Yapı Kredi’li günlerim başlamış oldu. Ukalalık etmek istemem ama uluslararası sermaye bankacılığı, yatırım bankacılığı gibi alanlara ilk kez bizim bilgimiz seviyesindeki kişiler alınmaya başlandı. 1990 yılı Ekim ayında bankacılık hayatım başlamış oldu.”

Yapı Kredi’den iki kez istifa eden tek kişi

Tesadüfler pek çoğumuzun hayatını değiştirir. İbrahim Kamburoğlu da böylesine tesadüfler yaşayanlardan. Aslında onun hayatını en çok değiştiren kişi rahmetli Vehbi Koç olmuş. İbrahim Kamburoğlu’nun babası Kemal Kamburoğlu’nun ismini pek çok kez başarılı işadamlarının profilini okurken görmüştüm. Babasını soruyorum, “Divan Oteli’nin berberiydi ve ben Vehbi Koç’a ‘dede’ diyecek kadar yakın bir ilişkide büyüdüm.” diyor. İyi bir erkek berberi, müşterileri için vazgeçilmezdir. Belli ki sadece Vehbi Koç değil, pek çok başarılı bürokrat ve işadamı baba Kemal Kamburoğlu’nun berber koltuğunda epey zaman geçirmiş. İbrahim Kamburoğlu, bize hiçbir yerde göremeyeceğimiz nikâh fotoğrafını gösteriyor. Kamburoğlu çiftinin nikâh şahitleri rahmetli Turgut Özal ve rahmetli Vehbi Koç. Arka planda ise iş ve bürokrasi dünyasının tanıdık yüzleri ile baba Kemal Kamburoğlu.

İbrahim Kamburoğlu Yapı Kredi Bankası’ndan iki kez istifa etmiş. “1992 yılında Yapı Kredi’den ilk kez mezun oldum.” diyen Kamburoğlu, bir uluslararası bankada işe başlayacaktır. Ancak işler düşündüğü gibi gitmez ve kendisine önerilen Koçbank ve Citibank alternatiflerini değerlendirir. “Bizim bankada çalış.” diyen Vehbi Koç’un öğüdünü tutar ve Koçbank’a geçer. Bu, Vehbi Koç’u da çok mutlu eder: “Koç Grubu gerçekten çok farklı bir kültürü barındırıyordu ve benim için duygusal bir tarafı da vardı. Çok genç yaşta ‘baba şube’ tabir edilen Osmanbey Koçbank’ın müdürü oldum. Operasyonu, kurumsalı, veznesi derken bankanın her şeyinden sorumluydum.” Acaba bu kadar başarıya odaklı bir yönetici, çalışanları için kâbus mudur yoksa keyif mi? Kamburoğlu’na kendisini hangi sıfatlarla tanımlayabileceğini soruyorum, “Disiplin odaklı biriyim. Ama şartları da iyi anlamaya çalışırım. İsterim ki zaman içinde kendiliğinden iş yapış biçimiyle mevcut disiplin birlikte yürüsün. Sonuç odaklıyımdır. İnatçıyımdır.” cevabını veriyor.

Yapı Kredi-Koçbank birleşmesinde de etkin bir görev üstlenen Kamburoğlu, bu zor ve riskli dönemi nasıl yaşadığını ise şöyle anlatıyor: “Yapı Kredi Bankası’ndaki iki genel müdür yardımcısından biriydim. IK’dan sorumlu bir genel müdür yardımcısı vardı ve takım lideri olarak da ben görev yapıyordum. Bankanın bütün röntgenini çekiyor ve satın alma kararı veriyorduk. O dönem beni çok yıprattı. Bazı şeylerden kaçmak için herkesle işten çıkıyor, eve gidiyor; ama hemen sonra işe geri dönüyordum. Sabah beşe kadar çalışıyor, iki saat uyuyup tekrar geliyordum. Nelerin sorumluluğunu aldığımı hiç kimseye anlatamadım. Hele de benim gibi paylaşmayı seven bir insanın etrafındakilerle bir şeyleri paylaşamıyor olması korkunç bir durum. Yapı Kredi, Koç Finans’a katıldığında insan kaynağı bütçesi dışında yaklaşık 1 milyar YTL’ye yakın, gider ve yatırım bütçesini ben yönettim.”

Bankacılığı bırakıp, hazır giyime geçme kararında neler etkili oldu?

Bankacılıktaki bu parlak kariyerini farklı bir sektörde devam ettirmeye karar vermesi elbette pek de kolay olmamış. Ancak Koton Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz ile tanışınca karar vermesi uzun sürmemiş. “Bana bu tanışıklık öncesinde Koton deselerdi, ‘Ne yapacağım?’ derdim. Ama Yılmaz Bey’in çok farklı bir vizyonu var. Koton, merkezde bir marka ve önü de çok açık. Olaylara ve yönetime patron merkezli bakmıyor. Yılmaz Bey’in, ‘Devrim değil, evrim gerçekleştirecek biriyle çalışmak istiyorum’ demiş olması, bizi bir araya getirdi. Kendisine entegrasyon sürecini tamamlayana kadar Koton’a dışarıdan destek verebileceğimi söyledim. Bir bankacı olarak firmaları çok iyi analiz edebiliyordum ve Koton’un da risk almaya hazır olduğunu gördüm. Böylece de Koton’da çalışma sürecim başladı.” COO Kamburoğlu, böylece Yapı Kredi Bankası’ndan ikinci kez mezun olur. Koton’da yapacak daha çok işi olduğunu söyleyen Kamburoğlu, “40 yaş dönemindeyim ve elbette kariyerimin son noktasında da değilim. Koton’daki başarıdan nasiplenecek ve kariyerime yeni bir şeyler daha katacağım, çünkü hırslıyım.” diyor. Aslında bu söylemi, kariyerini nasıl konumladığının ipuçlarını veriyor.

İbrahim Kamburoğlu’nun Yapı Kredi Bankası’ndan Koton’a geçmesi epey konuşulmuştu. Şimdi kendisine sık sık memnun olup olmadığını soran eski arkadaşlarına, mutlu olduğunu söylüyor. Parlak bir kariyer bankacılıkta süregidiyorken bu ani sektör değişiminin gerisindeki nedeni merak ediyorum. Aklım, bankacılığın hizmet üreten soyut kavramları yerine tekstilin somut sonuçlarını getiriyor. Acaba sanayici olmak cazip mi geldi?

“Koton, bir üretim şirketi değil. Toplam cirosuna baktığınız zaman kendi atölyelerinde toplam üretiminin yüzde 15-20’si kadar imalat yapıyor. Üç tane çekirdek iş var. Birincisi, uygun zamanda uygun tedarik koşullarıyla yarı mamulleri elde etmek. İkincisi, herkesin söylediği ama uygulamadığı bir gider yönetimi yapmak ve üçüncüsü insan kaynaklarının performansı. Gider yönetimi derken bir kesintiden söz etmiyorum. Ben buna ‘akıllı harcama’ diyorum. Asli işimin maliyeti yönetmek ve ürünü satmak olduğunu düşünüyorum. Koton, bir perakende şirketi. Zinciri doğru tasarladıktan sonra, başarılı olmamak elde değil. Koton’un kıyaslanabileceği örnek markalardan biri Zara’dır. Zara da operasyonunu benim sözünü ettiğim verimlilik üzerine kurgulamıştır.”

Kamburoğlu, iddialı bir yönetici. Bakalım Koton’u tekstil sektöründe nereye taşıyacak? Bu kadar çok alternatif ürün varken tüketiciler Koton’u nasıl fark edecek, neden seçecekler?

“Koton’da beni etkileyen en önemli şey, bulunduğu yerden çok daha ileride olabilecek bir marka potansiyeline sahip olması. Bu nedenle kurumu ileriye götüren bir yol haritası hazırladık. Ayrıca Koton’un TurkQuality kapsamında olması da heyecan verici. Diğer yandan Koton olarak, müşteri ihtiyaçlarının hızla değiştiğini görüyoruz. Tüketici mağazalarda çeşitlilik ararken, bir sürü alışveriş merkezi de açılıyor. İlginçtir ki, bütün rakip markalar da yan yana diziliyor. Bu nedenle de biz ‘uluslararası pazarda nasıl büyüyebiliriz’i araştırıyoruz. İnanıyorum ki, bu kadar çok marka bir süre sonra kendi aralarında bir konsolidasyona gitmek durumunda kalacaklar. Tıpkı bankacılıkta olduğu gibi. Ancak şu anda pazarda olan tekstil firmaları gereken girişimlerde bulunmazlarsa, korkarım ki yarın yabancıların elinde oyuncak olacaklar.”

Koton, hitap ettiği yaş profilini kesin bir çizgiyle ayırmıyor ama tasarımlarının yüzde 40′ı genç çizgiler taşıyor. 2006′da 150 milyon dolar ciro yapan şirket, 2007 yılı için yüzde 30-35 büyüme öngörmüş. Bu yıl 20′ye yakın mağazanın açılışını yapacak olan Koton’un agresif bir büyüme hedefi var.

İbrahim Kamburoğlu, para yönetimini iyi bilen yönetici. Bu nedenle son dönemin siyasi ve ekonomik panoramasına bakmasını istiyorum.

“Son dönemde üretilen komplo teorileriyle Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bugün Türkiye’nin çok daha iyi olabilme potansiyeli var. Ancak iş yapış süreci, organizasyon bilgisi ve stratejik öneme sahip konulara hâkimiyette Türkiye dış politikasının dikkat etmesi gereken kritik noktalar var. Biz, ülke olarak çok haklı olduğumuz konularda bile haksız duruma düşebiliyoruz. Ben bunu 1990 yılında yurtdışında yaşadım. GAP projesini hayata geçirirken Suriye’ye daha fazla su vereceğimizi layıkıyla anlatamamışız. ‘Adamların suyunu keseceksiniz’ denildiğinde, ‘Yok kardeşim! Urfa Tüneli, Atatürk Barajı projelerinde size daha fazla su vermeyi taahhüt ediyoruz’ diyememişiz. Bu kendini dünyaya doğru anlatamama meselesi bizim temel sorunumuz.

Türk tekstil sektörüne gelince… Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden birisi olarak tekstil öne çıkıyor ve dünyada etkin bir rol oynuyorsa diğer sektörler de bunu yapacaktır. Türkiye’nin etrafında gelişmekte olan bir pazar var. Rusya, Romanya çok önemli. Bulgaristan, Slovenya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin önünde bölgesel lider olma vizyonuyla yürüyebiliriz. Jeopolitik konumumuz nedeniyle bunu yapabiliriz, önemli bir mevkideyiz. Ülkemizden dünya markası çıkar mı derseniz? Çıkar diyorum. TurkQuality projesini çok önemsiyor ve katkım olabileceğini düşünüyorum. Bu projede çalışmak da isterim. Dünya markası olma konusunda Zara’nın başarılı bir örnek olduğunu düşünüyorum. Zara, pazar değeri 10 milyar dolar olan bir şirket. Bizim bu ciroda kaç şirketimiz var? Çok az. Temennim, Türk tekstilinin de bu büyüklüğe çıkarabilecek markaları var etmesidir.”

Günseli Özen Ocakoğlu
Zaman Gazetesi

Petrol 100 dolara dayandı benzine bir haftada ikinci zam

08.11.2007
Petrol fiyatlarının rekor koşusu sürüyor. Asya piyasasında ABD hafif petrolünün varil fiyatı gün içinde 98,17 doları görerek yeni bir rekor kırdı.

Bu rekoru gördükten sonra 97,98 dolarda karar kılan varil fiyatındaki günlük artış 1,28 dolar oldu. Dolardaki artış bir depo benzinin maliyetini de artırmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta vergi gelirlerini artırmak için yeniden akaryakıta yüklenen Maliye’nin ÖTV düzenlemesi, 55 litrelik bir aracın deposuna 8 yeni lira zam olarak yansıdı. Ardından önceki gün de 95 oktan kurşunsuz benzinin litresine 4 YKr, motorine de 5 YKr zam geldi. Böylece benzin bir haftada iki zam birden görmüş oldu. Ankara ve İzmir’de 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi 3,13 YTL, İstanbul’da ise 3,14 YTL’den satılıyor. Ankara’da 2,56 YTL’den doldurulan motorinin litresi ise İstanbul’da 2,53; İzmir’de 2,52 YTL’ye düşüyor.

Petrol fiyatındaki her artış, Türkiye’nin ödediği enerji faturasını da kabartıyor. Yılın dokuz aylık dönemindeki, ham petrol, akaryakıt, doğalgaz, sıvılaştırılmış petrol gazı ve kömür gibi enerji maddeleri ithalatı 23,3 milyar doları buldu. Bu tutar, toplam ithalatın yaklaşık beşte birini oluşturuyor. Bu dönemdeki dış ticaret açığının yaklaşık yarısı enerjiden kaynaklandı. Enerji ithalatına ödenen miktarın yıl sonuna kadar 32 milyar doları bulacağı ifade ediliyor. Petrol fiyatlarının artışında, belli başlı üretim bölgelerindeki jeopolitik gerilimler kadar, ABD’de yüksek riskli kredi sektöründe başlayarak malî piyasalara yayılan sıkıntının tüm sonuçlarının henüz ortaya çıkmadığını düşünen yatırımcıların güvenli bir yatırım olarak gördükleri petrole yönelmesinin rol oynadığı belirtiliyor.

Motorin 2000 piyasadan çekiliyor

Öte yandan kırsal motorin 2000 olarak satılan yakıt, yılbaşından itibaren piyasadan kaldırılacak. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun konuya ilişkin, ‘Motorin Türlerinin Üretimi, Yurtdışı ve Yurtiçi Kaynaklardan Temini ve Piyasaya Arzına İlişkin Teknik Düzenleme Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği’, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlandı. Tebliğe göre, piyasaya kırsal motorin 2000 olarak arz edilen motorinin kükürt değeri 1000 mg/kg’a düşürüldü ve ismi de ‘motorin 1000′ olarak değiştirildi. Konuya ilişkin EPDK tebliği 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.

Zaman Gazetesi

‘Türkiye güçlendi, 50 yıl daha burada kalacağız’


08.11.2007
Bayer Türkiye Başkanı Guth, 5 yılda 40 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını Gebze’deki tesiste teknoloji olarak Almanya’dan üstün olduklarını söyledi..Bayer Türkiye’nin Başkanı Sebastian Guth, Türkiye’nin Ortadoğu’daki en güçlü ortakları olduğunu söyleyerek son 5 yıl içerisinde ekonomik alanda çok büyük ilerlemelerin yaşandığını kaydetti. Geçen yıl toplam 402 milyon Euro’luk ciro yaptıklarını dile getiren Guth, Türkiye’de güçlü bir iç pazar oluştuğunu ifade etti. Dünyanın en popüler ağrı kesicilerinden biri olan Aspirin’in üreticisi Alman kimya ve ilaç şirketi Bayer, şirketin üçüncü çeyrek rakamlarını Almanya’nın Leverkusen kentinde düzenlenen bir basın toplantısıyla duyurdu. Toplantıda konuşan Guth, “Türkiye’de alım gücü hızla arttı. Her türlü malın satılabildiği güçlü bir iç pazar oluşurken ihracatın da aynı hızla arttığını görüyoruz. Dış piyasalarda faaliyet gösteren Türk girişimcilerin sayısı sürekli yükselişte. 50 yıldır buradayız bir bu kadar daha burada kalırız” dedi. Guth, 2002′den beri Türkiye’deki tesislerine 40 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirterek, “Almanya’daki üretim merkezlerimizde teknolojik anlamda ne varsa aynısı, belki daha da iyisi Gebze tesislerimizde mevcut. Türkiye üzerinden toplam 20 ülkeye ihracat yapıyoruz” diye konuştu.

‘GELECEKTE AÇ KALACAĞIZ’
Bayer CEO’su Werner Wenning de yaptığı açıklamada hızla nüfusu artan dünyanın yakın gelecekte yeterli gıda üretme konusunda zorluk çekmeye başlayacağını belirterek, “1950 yılında dünya üzerinde 1.5 milyar hektar tarım yapılabilir arazi varken toplam nüfus 2.5 milyar seviyesindeydi. Bu arazi miktarı hızla azalırken global nüfus 6 milyarı geçti. 2050 yılında nüfus 9 milyara ulaştığında tarıma elverişli alan 1.5 milyar hektarın çok altına düşmüş olacak. Eğer şimdiden çözüm üretmeye başlamazsak çok geç olacak” dedi.

Sabah Gazetesi

Bir yılda 5 milyar fincan kahve tükettik


08.11.2007
Türk kahve pazarı büyüklüğünün 5 milyar fincan olduğunu söyleyen Nestle İçecekler Genel Müdürü Phillips, “Bunun yüzde 24′ü otel, restoran ve kafelerde satılıyor” dedi.Nestle İçecekler Genel Müdürü Grant Phillips, Türkiye’de 2006 yılında toplam 5 milyar fincan kahve tüketildiğini söyledi. Nescafe’nin karışım kahve ürünü 3′ü 1 Arada’nın yeni ambalaj ve yeni çeşitlerinin tanıtımının yapıldığı toplantıda konuşan Phillips, pazarla ilgili yapılan araştırmalardan da örnekler verdi. Kahve pazarının büyüklüğünün 2006 sonunda 261 milyon YTL’ye ulaştığını belirten Phillips, “Nestle’nin Türkiye’deki toplam pazar payı yüzde 57. Türk pazarında saniyede 50 fincan Nescafe tüketiliyor” diye konuştu. Phillips, Türkiye’nin önemli bir iş sahası olduğunu ve kahve piyasasını kendilerinin yarattığını ifade etti. Piyasanın lideri konumlarını korumaya çalıştıklarını anlatan Phillips, “Liderliğimizi korumak için daha da gelişmek zorundayız” dedi. Karışım kahveleri de içeren ve rekabetin geliştiği çözülebilir hazır kahvede pazar paylarının yüzde 67 olduğunu kaydeden Phillips, “Türkiye’de kahve tüketimi her yıl artıyor. Pazarın büyümesinde genç nüfus, kentsel hane oranındaki artış ve pratik ürünlerin yaygınlaşması etkili oldu” diye konuştu.ZİNCİR AÇMAYACAĞIZ
Nestle’nin perakende kahve mağaza zinciri kurmayı düşünüp düşünmedikleri sorusu üzerine Phillips, “Kahve zinciri açmak gibi bir planımız yok” dedi. Phillips, “Türkiye’de satılan ürünlerimizi Türk damak tadına göre hazırlıyoruz. Ürünlerin tamamı doğal” dedi.

Sabah Gazetesi

Çikolatada çok geride kaldık gözümüz ikincilik koltuğunda

08.11.2007
Unlu mamullerde % 37 pazar payı ile son 10 yılın en iyi rakamını elde ettiklerini belirten Eti İcra Kurulu Başkanı Hazım Ellialtı, çikolata pazarında ikinciliğe yükselmeyi hedeflediklerini söyledi..
Gıda pazarında çikolata konusunda rekabet artıyor. Yerli firmaların pazardaki payı artmaya devam ediyor. Çikolata pazarına 2003 yılında giren ve yüzde 8′lik pazar payı ile 4′üncü sırada olan Eti, yeni hedefini ikincilik olarak açıkladı. Eti Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı (CEO) Hazım Ellialtı, bisküvi, kek ve krakerden oluşan unlu mamullerde son 10 yıldaki en yüksek pazar payına yüzde 37.5 ile bu yıl ulaştıklarını, sırada çikolatanın olduğunu bildirdi. Ellialtı, tamamıyla yenilenen “Eti Çikolata Keyfi” serisinin tanıtımı ve çikolata pazarındaki hedeflerini paylaşmak üzere Eti’nin Eskişehir’deki çikolata fabrikasında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Ellialtı, çikolatadaki paylarından memnun olmadıklarını dile getirerek, hedeflerinin ikincilik olduğunu belirtti. Ellialtı, Eti’nin, 2003′de tüketicilerden gelen yoğun talep üzerine 20 milyon dolarlık yatırımla Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde kurduğu yeni fabrikasında çikolata üretimine başladığını, 2004′te ise ürün gamını genişleterek “Eti Çikolata Keyfi” markası ile tablet çikolata pazarına girdiğini anlattı.

670 MİLYON DOLARLIK PAZAR
Çikolata pazarının 2002-2006 yılları arasında ortalama yüzde 7 oranında büyüdüğünü ve geçen yılın verilerine göre 670 milyon dolarlık bir değeri olduğunu ifade eden Ellialtı, 2008′de pazardaki büyümenin yüzde 10 civarında gerçekleşeceğini öngördüklerini söyledi. Tüketici tercihlerine de değinen Ellialtı, sektörde yüzde 75 gibi yüksek bir oranda sütlü, bitter ve katkılı (kuruyemişli-meyveli) çikolatanın rağbet gördüğünü, yüzde 75′in yüzde 22’sini sütlü sade, yüzde 12’sini sütlü Antep fıstıklı, yüzde 9′unu ise bitter çikolatanın oluşturduğunu kaydetti. Ellialtı, değişen global trendlere paralel olarak bitter çikolatanın payının artacağını öngördüklerini ifade etti.

Sabah Gazetesi

Sanayi üretimi Eylül’de yüzde 2.2 arttı

08.11.2007
Sanayi üretimi Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 oranında artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Sanayi Üretim Endeksi’nde Eylül ayı gerçekleşmelerini açıkladı. Buna göre 2005 önemli sanayi maddesinin üretim bilgilerinden oluşturulan 1997 bazlı Aylık Sanayi Üretim Endeksi, Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 artarak 150.6 oldu. Endeks, bu yılın Ağustos ayına göre ise yüzde 2.8 arttı.

Bu yıl aylara göre sanayi üretimi Ocak’taki yüzde 14.9, Şubat’taki yüzde 7.3′lük rekor artışlarından ardından, Mart’ta yüzde 3.2, Nisan’da yüzde 2′de kalmış, Mayıs ayında yüzde 5.2 çıkan üretim artışı Haziran’da yüzde 2.3, Temmuz’da yüzde 3.9 düzeyinde olmuş, Ağustos’ta ise yüzde 6.1′e ulaşmıştı.

Milli gelirdeki ağırlığı dolayısıyla GSMH büyüme oranı açısından önemli gösterge olan sanayi üretim artışının Ağustos’ta yüksek çıkması, yılın üçüncü çeyreğine ilişkin kötümser beklentileri azaltacak bir gelişme olarak değerlendirilmişti. Ancak Eylül’de düşük çıkan üretim artışı, üçüncü çeyrek büyümesinin önceki dönemlere göre düşük çıkması olasılığını artırdı.

Sanayi üretimindeki artış (%)
/**
Ocak 14,9
Şubat 7,3
Mart 3,2
Nisan 2,0
Mayıs 5,2
Haziran 2,3
Temmuz 3,9
Ağustos 6,1
Eylül 2,2
Ocak-Eylül 4,9
**/

İMALAT SANAYİİ ÜRETİMİ YERİNDE SAYDI

Eylül ayında sanayi üretimindeki artışın yüzde 2.2 ile düşük çıkmasında, toplam üretimin en büyük bölümünü gerçekleştiren imalat sanayiindeki artışın yüzde 1′in de altında kalması etkili oldu.

Sanayinin alt sektörlerinden madencilik Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18.5, elektrik, gaz ve su sektörü de yüzde 8.4 üretim artışı kaydederken, imalat sanayiindeki artış yüzde 0.9′da kaldı.

İmalat sanayi alt sektörleri içinde en yüksek artışlar yüzde 46.9′la büro, muhasebe bilgi işlem makineleri, yüzde 30.1′le ağaç ve mantar ürünleri ve yüzde 18.4′le elektrikli makinelerde gerçekleşirken, üretimdeki payı en fazla sektörlerin başında gelen gıdada yüzde 8.2 üretim düşüşü yaşandı. Üretimde alt sektörler itibariyle en yüksek oranlı düşüş ise yüzde 32.3′le radyo, tv, haberleşme cihazlarında kaydedildi.

DOKUZ AYLIK ÜRETİM ARTIŞI YÜZDE 4.9

Yılın ilk dokuz aylık dönemi ortalaması geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında toplam sanayi üretimindeki artış yüzde 4.9 olarak belirlendi. Dokuz aylık ortalamalara göre madencilik sektörü yüzde 11.4, imalat sanayi sektörü yüzde 4.1, elektrik, gaz ve su sektörü ise yüzde 9.7 üretim artışı kaydetti.

AA / Sabah Gazetesi

Designed by andruil
Bu site için
Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.
eXTReMe Tracker