Bu site için Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.


Sıcak para artık aşırı sıcak olmaya başladı

28 Ekim 2007

Çok soğuk bir kış günündesiniz. Artık titremekten yorulmuş bir haldesiniz. Isınmanız gerekiyor muhakkak. Ama nasıl? Sürekli hareket ederek ısınabilirsiniz mesela. Sürekli hareket etmek vücut ısınızı arttıracak ve üşümenizi engelleyecektir. Sürekli hareket ettikçe de ısınmaya devam edeceksiniz. Hatta belki terleyeceksiniz bile. Isınmanın bir yolu daha var. Kalorifer sistemi kurarsınız binanıza. Bunun için bir kazan alırsınız. Yakma işleri için de bir görevli tutarsınız. Maaşını da yüksek vermektesinizdir. O sizin için bu kazanı yakar ve size de hareket etme zahmetini göstermeden, sıcaklığın keyfini çıkarmak kalır. Görevli işini gayet iyi yapmaktadır. Sürekli sizi sıcak tutmak için kazana yakacak atmaktadır. Fakat bazı zamanlar kazana o kadar yakacak atmaktadır ki artık evinizde sıcaktan bunalmış bir hal alırsınız. Camları açıp içeriyi serinletirsiniz. Ama hiç görevliyi uyarmak aklınıza gelmez. Bir bakarsınız görevli sizden habersiz bir gün çekmiş gitmiş, işi bırakmıştır. Siz tabi eviniz sıcak olduğunu sanıp üstünüze ince giymişsinizdir. Bir sabah yatağınızdan kalktığınızda birden soğukluk bedeninize işler. Hasta olursunuz aniden, artık ısınmak için hareket etmeye bile takatiniz kalmamıştır. Görevli ortalarda yoktur ve sizi buz gibi bir evinizle baş başa bırakmıştır. Artık hastasınız, hareket edip ısınamazsınız bile…

Yukarıda anlattıklarım size ne ifade ediyor? Ortada çok soğuk bir kış günü varmış, birisi ısınmak için hareket etmek yerine kalorifer sistemi kurmuş ve buna bir de görevli tutmuş. Bu görevli ansızın işi bırakıp gitmiş. Türkiye’nin halinin de böyle olduğunun farkında mısınız peki?

Ülkemiz birçok krizler geçirdi. Krizlere karşı politikalar uyguladık. Şu an ekonomimizde her şey tos pembe gibi görünüyor. Türk Lirası dolar karşısında sürekli bir değer kazanmakta. Peki bu kurlar nasıl bu kadar düşük oluyor? Demek ki Türkiye ekonomisi çok iyi bir durumda ki dolar karşısında sürekli bir değer kazancımız oluyor. Öyle olduğunu mu sanıyorsunuz. Gelin ilk paragraftaki hikâyemizi Türkiye’ye uyarlayalım.

Çok soğuk bir kış günündeyiz, ekonomik bir kriz içersindeyiz. Ekonomimiz kötü durumda, üşüyoruz. Isınmak için, ekonomimizi iyi duruma getirmek için üretmeliyiz. Sürekli hareket içersinde olmalıyız, üretim yapıp, çalışıp çabalamalıyız. Ülkemizin ekonomisini düzeltmek için adeta seferber olmalı, hiç durmamalıyız. Ya da kalorifer sistemi kurarız, Merkez Bankamızdan yüksek faizli yatırım araçları çıkarırız. Yüksek faizden yararlanmak isteyen, maaşı yüksek olan bu görevi üstlenmek için birçok yatırımcı yani kalorifer sistemini harekete geçirmek isteyen görevli bulmaya gerek bile yok, onlar can atarak gelirler. Yakacaklarını, dövizlerini kendileri getirir kazanımıza atar yani yatırım araçlarımızdan alıp ülkemize sıcak para sağlarlar. Biz de bu sıcak paranın vermiş olduğu sıcaklıklarla bir güzel ısınırız. Her şey güzel hale gelir. Aslında kış var ama biz ısınıyoruz bundan güzeli mi var? Çalışıp, çabalıyor muyuz? Taş atıp da kolumuz mu yoruluyor? Sadece oturuyoruz ve gelen sıcak paralarla açıklarımızı kapatıyoruz. Hatta artık o kadar sıcak oldu ki ortam, döviz miktarı o kadar arttı ki kurlar düşük seviyelere ulaştı. Camları açmak istiyoruz artık, serinlemek istiyoruz yani hazır döviz kuru düşükken döviz kredisi alıp önceden alamadığımız ithal mallardan satın alıyoruz. Bir sabah yatağımızdan kalktığımızda soğuk kemiklerimize işliyor aniden. Ne olduğunu anlamıyoruz. Niye sıcak değil ortamımız? Ne oldu bu kalorifer sistemine? Görevliler nerde, niye yakmıyorlar bu kaloriferi? Ortalık birden karışıyor. Herkes kendi derdine düşüyor, telaş içinde millet. Herkes ısınmaya çalışıyor. Ama sıcak havadan soğuk havaya aniden geçiş herkesi hasta etmiştir bile. Hasta halinle nasıl ısınabilirsin ki? Sadece bunun önlemini alan, sıcak ortam olsa bile bir çift battaniye bulunduranlar ısınabilir ve soğuktan kurtulabilirler. Ya diğerleri? Yani anlayacağınız, bir sabah kalktığınızda yabancı yatırımcıların hepsi en ufak bir kriz ortamında tası tarağı toplayıp ülkenizi terk etmiş olabilir. Güzel güzel ısındığınız sıcak paraların yerlerinde yeller esmektedir artık. Dövizin aniden ülkenizden kaçması kurlarınızın tavana sıçramasına neden olur. Sıcak ortam var diyerek ince giyinen yani döviz kurunun düşük olmasını fırsat bilen, yatırımda bulunurken dövize yönelik kredi alanlar sıcaktan soğuğa geçmenin hızından dolayı hastalanırlar, zarar ederler. Belki bazıları hastalığı zar zor atlatırlar ama kimisi de bu hastalık sonucunda ölür, iflas eder. Önlem alanlar; döviz kredisi almış olsalar bile kısa vadeli alanlar, ya da farklı yatırım araçlarını kullananlar yani sıcak havada olsalar bile bir çift battaniyeyi hazırda bulunduranlar soğuktan en az etkilenenler olur.

Ülkemizde 103 milyar $ sıcak para mevcut.1 Bu sebepten ötürü kurlar genelde düşük seviyelerde seyir etmekte fakat bu hükümetin başarısı değil, Merkez Bankasının uyguladığı yüksek faiz politikasıdır. Merkez Bankası %16,75 gibi bir faizle borç almaktadır.2 Yabancı yatırımcı, üretim yapıp kar elde etmek için birçok zahmete katlanacaktır ve kar oranının %16,75 olması garanti bile değildir. Ama Merkez Bankası devlet garantisinde size %16,75’lik bir faiz ödemeye razıdır. Tabi ki de yabancı yatırımcı sizin ülkenizde ne kadar gelişmiş sektör olsa da yatırımını faize yatırarak gerçekleştirecektir. Yabancı yatırımcı oturduğu yerden, sizin çalışıp çabaladığınız kazandığınız sermayenizi alıp götürecektir.

Peki, neden önlem alınmıyor? Neden bu kadar sıcak paraya izin veriliyor? Devletimiz haftada 1 milyar $ borç ödemektedir.3 Bu 1 milyar $ sadece borcumuzun faizidir. Yılda toplam dış borcumuzun yarısı kadar dış borç ödemekteyiz. Bu borçlarımız büyük ölçüde döviz borcudur. Sıcak paranın ülkemize girmesi, dengesiz durumda olan ekonomimizin dengeye gelmesini sağlamakta, açıklarımızı kapatmakta, kur oranlarını aşağı çekmekte ki bu da ödediğimiz döviz miktarının YTL karşılığını düşürmektedir. Bu da döviz ödeyen tarafın işine gelmektedir.

Sıcak para iyidir güzeldir, her ülkenin dövize ihtiyacı vardır dış ticaret gerçekleştirmek için. Ama sıcak paranın aşırı olması artık cehennem sıcaklarını yaşatmaktadır. Dış ticaretimiz bile olumsuz etkilenmekte. Ulusal piyasalarda ürünler dolar cinsinden fiyatlandırılmaktadır. Ürününüzün maliyeti 13 YTL, ulusal piyasalarda fiyatı 10 $. Kurunuzun 1,5 YTL olduğunu düşünelim. Ulusal piyasada ürününüzden 15 YTL elde edip, 2 YTL kara geçmektesiniz. Kur seviyeniz 1 YTL’ ye düştü. Ulusal piyasada yine ürününüz 10 $ ‘dır bu değişmez. Aynı ürün, fakat sattığınızda elinize 10 YTL geçti. 13 YTL’ ye mal edip, 10 YTL ‘ye satabilir misiniz? Ulusal piyasada 10 $ olan bu malı ithal edersiniz ve aynı kalitedeki aynı malı 10 YTL ’ye almış olursunuz. Maliyeti 13 YTL olan aynı malı 10 YTL ’ye aldınız ve 3 YTL daha ucuza mal etmiş oldunuz. İhracat durma noktasına gelir, aynı kalitede ve aynı malı üreten ülkelerle rekabet edemez hale gelirsiniz. İthal etmek zorunda kalırsınız bu da sizin değil bu malı size satanların ülkelerinin gelişmesi demektir. İhracatınızın durması demek, üreten bir toplum değil tüketen bir toplum olmanız demektir. Üretmeden gelişen bir ülke nerde görülmüştür?

Adem TAŞDAN

[1]ANKA – Sabah Gazetesi
http://www.sabah.com.tr/2007/10/13/haber,63B44BD2F6A64570A9D8D6BBAED2DA58.html
[2] T.C.M.B. Basın Duyurusu
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2007/DUY2007-42.php
[3]Radikal – 21.06.2007
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224735

Tasarruflarımız yavaş yavaş yabancıların kontrolüne geçiyor

26 Ekim 2007

Bir ülkenin enflasyonunun ayarlanması, para politikasının uygulanması ve denetlenmesi Merkez Bankasının görevidir. Merkez Bankası bu politikasını bankalarla birlikte yürütmektedir. Bankalar; tasarruf sahipleri ile kredi almak, yatırım yapmak isteyen girişimciler arasında aracılık yapan kuruluşlardır. Bankalar olmasaydı bizim tasarruflarımız yastığımızın altında kalır ve girişimcilere ulaşamazdı. Girişimciler finansman sağlayamadıkları için herhangi bir yatırımda bulunamazlardı. Bir ülkede yeni bir yatırımın olmaması demek o ülkenin büyüyememesi demektir aynı zamanda. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğu zaman bankaların bir ülke ekonomisi için ne denli önemli oldukları gayet iyi anlaşılmaktadır.

Fakat günümüzde tamamı Türk sermayeli banka neredeyse bulunmamaktadır. Yabancı sermayeli bankaların oranı %70’lere varmaktadır. Bir ülke için ne denli önemli olan bankaların yabancılar tarafından kontrol edilmesi, satın alınması demek o ülke için ciddi tehlike demektir. Bankalar piyasalara tasarrufçulardan aldığı paraları pompalamadıkları zaman ne olur? Ülkede üretim yavaşlar hatta durma noktasına gelir.

Avrupa Birliği ülkelerinde; Almanya’da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya’da yüzde 8, İspanya’da yüzde 10, Hollanda’da yüzde 11, Danimarka’da yüzde 17, Avusturya, Fransa ve Yunanistan’da yüzde 19’ dur.1 Avrupa Birliğine üye ülkelerde bankalardaki yabancı payları bu seviyelerdeyken bizde %50lerde bir seviyelerdedir. IMF’nin işbirliği yaptığı diğer ülkelerde de yabancı payları %40 gibi seviyelerden %100 seviyelerine ulaşmaktadır.Peki bizim yabancı ülkelerde payımız var mı? Ne yazık ki şubemiz bile yok.

Ülkemizdeki bankalar artık yabancılar tarafından kontrol edilir duruma gelmektedir. Siz bir bankaya gidip girişimde bulunmak için kredi talebinde bulunduğunuz vakit, o kredinin verilip verilmemesine banka karar verecektir. Kimi kuruluşlar var ki kendilerine özel finansman sağlamak için banka satın almaktadırlar. Siz de aynı sektörde hizmet veren bir kuruluş olarak gidip o bankadan yüklü miktarda kredi alabilir misiniz? Yabancı yatırımcılar elbette kar etme amacı ile gelmiş ve bankaları satın almışlardır. Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve bu gelişmenin devam etmesi için sürekli yeni yatırımların, yeni girişimlerin olması gerekmektedir. Bunun için de piyasalardaki tasarrufçuların birikimlerine ihtiyaç vardır. Fakat küçük ve orta ölçekli şirketler kredi vermek için riskli şirketlerdir. Yabancı sermayeli bu bankalar riskli kredi vermektense büyük ve riski diğer şirketlerden çok daha az olan şirketlere kredi vermeyi seçerler. Bu nedenle de küçük ve orta ölçekli şirketler gerekli finansmanı bulamadıkları için istedikleri yatırımı yapamazlar ve ülke gelişimine katkı sağlayamazlar.Hele ki bir kriz döneminde bu yabancı yatırımcıların bankalardan paylarını çekip ülkeyi terk etmeleri bizi çok ciddi bankacılık krizine sürükler.

Günümüzde onlarca şehit verirken askerin bankası olan Oyakbank da 2 milyar 673 milyon dolara ING ’e satıldı.Peki bu ING kimdir? Hakkında mayın ve misket bombası üreticilerine fon sağlama iddiası ortaya atılan Hollandalı bir finansman hizmeti grubudur.2 Terörist örgütü PKK’nın askerimize haince düzenlediği mayın tuzaklarını düşündüğümüz zaman bir asker bankasının bu tür üretimlerde bulunan şirketlere fon sağlayan bir gruba satılması gerçekten çok düşündürücü. BDDK bu iddialar sebebiyle araştırma istemesi nedeniyle henüz onay vermemiştir. Umarım bu satış gerçekleşmez.

Satılan Türk bankalarının yabancı payları aşağıda görülmektedir.3

· Demirbank 350 milyon dolara HSBC ’ye satıldı.

· TMSF ’nin elinde bulunan Sitebank Novabank’a satıldı.

· Türkiye Ekonomi Bankası ‘nın %50’si 217 milyon dolara BNP Paribas’a satıldı.

· Yapı Kredi Bankası ’nın %57,4’ü Uni Credit’e satıldı.

· Dışbank ’ın %90’ı 880 milyon euroya Fortis Bank’a satıldı.

· Garanti Bankası ’nın %25,5’i 1 milyar 550 milyon dolara Ge Consumer Finance’a satıldı.

· Kredi ve Kalkınma Bankası ’nın %58’i 113 milyon dolara Israil Bank Of Hapoalim’e satıldı

· Finansbank ’ın %46’sı 2 milyar 291 milyon euroya Yunan Ortadoks Kilisesinin de ortakları arasında bulunduğu National Bank Of Greece’e satıldı.

· Tekfenbank ’ın %70’i 260 milyon dolara EFG Bank’a satıldı.

· Denizbank’ın %75’i 2,4 milyar dolara Dexia ’ya satıldı.

· Şekerbank ’ın %34’ü 425 milyon dolara Bank Turan’a satıldı.

· Adabank ’ın %99,9’u 45 milyon 100 bin euroya The International Investor’a satıldı.

· Türkiye’nin en çok kar eden bankası olan Akbank ’ın %20’si 3,1 milyar dolara Citigroup’a satıldı.

Adem TAŞDAN

[1] Yiğit Bulut – Vatan Gazetesi - 16.10.2007
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=16.10.2007&Newsid=142044&Categoryid=4&wid=150

[2] OYAKBANK GEN.MÜD. EMİNSOY - 02.10.2007
http://www.yapikredi.com.tr/tr-TR/yatirimci_kosesi/news.aspx?newsid=689371

[3] Foto Analiz – Hürriyet Gazetesi
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=4524&p=1&rid=4369

Paranızı yastık altında tutmayın, bankaya yatırın…

12 Ekim 2007

Günümüzde herkes para biriktirmek ister. 100 liramız varsa bunun 90 lirasını harcar, kalan 10 lirasını saklayıp kötü gün için biriktiririz. Peki o biriktirdiğimiz paralarımızı nerede tutarız? Evimizin en gizli yerinde, dolabın içinde ya da evimize aldığımız bir kasanın içinde değil mi? Peki buralarda saklanan paraların ekonomimiz için katkısı nedir? Gizli kapaklı yerlerde biriktirilen bu paraların enflasyonu arttırdığını biliyor musunuz peki?

Paramızı ekonomik ifadeyle yastık altında tutarsak şu sorunlarla karşılaşırız; işsiz vatandaşlar işsiz kalmaya devam eder, enflasyon artar, ülkemiz büyüme anlamında yerinde sayar, paranız durduğu yerde değerini kaybeder ve daha birçok olumsuzluk meydana gelir.

Şu senaryoyu kafanızda canlandırın. Paramızı bankaya yatırmadık ve evimizde kasamızın içine koyduk. Bankalar mevcut nakit paralarını girişimcilere kredi olarak dağıtmaktadır. Bir süre sonra piyasada para miktarını az olması nedeniyle kredi talepleri geri çevrilmeye başlanır. Çünkü dağıtabilecekleri nakit artık sınırlıdır. Kimse parasını bankalara yatırmıyor ve bu da bankalarda nakit sıkıntısına neden oluyor. Bankalar karlarını buna rağmen yüksek tutmak için bu sefer kredi faizlerini arttırma yolunu izlemektedir. Nakit sıkıntısı var ve girişimciler kredi talep ediyor. Girişimci kredi talebinde bulunuyor ve banka girişimciye nakit sıkıntısının olduğunu %3 faizle değil de %5 faizle kredi vermeyi teklif ediyor. Girişimci de faizi yüksek buluyor. Uygun kredi bulamadığı için de yatırım projesinden vazgeçiyor. Sonuç olarak ne oldu? Tasarrufumuzu bankaya değil de kasamıza koyduk. Piyasada nakit sıkıntısı meydana geldi. Girişimciler yatırım yapmak için kredi bulamadı ve projesinden vazgeçti. “Projesinden vazgeçmiş bize ne..” diyebilirsiniz. Ama bu projenin iptal olması istihdamdaki büyümenin önünü tıkamış oldu. Yeni iş imkânları doğabilirdi ama nakit sıkıntısı yüzünden bu gerçekleşmedi. İşsiz olan vatandaşlarımız işsiz kalmaya, ülkemiz de büyüme konusunda yerinde saymaya devam etti.

Tersini düşünürsek ne olacaktı? Tasarrufumuzu bankaya yatırdık. Bankalarda nakit sıkıntısı yok. Hatta fazla miktarda nakdin bulunması nedeniyle faiz oranları aşağı çekildi. Girişimci istediği krediyi gayet rahat bir şekilde buldu ve yeni bir istihdam hacmi yarattı. İşsiz kalan bir çok insan bu iş yerinde iş buldu. Evine sıcak yemek götürmeye başladılar. Ülkemiz daha çok üretim gerçekleştirmeye başladı. Üretilen malların ihtiyacımızdan fazlası yurt dışına ihraç edildi ve ülkemize döviz girdisi oldu.. ve bunun gibi bir birini izleyen güzel şeyler zinciri…

Paramızı evlerimizde, kasalarımızda, piyasa haricinde bir yerlerde saklamamız enflasyonu arttırıcı etki yapar. O da şu şekilde geçekleşir. Merkez Bankası piyasadaki nakit paranın hesabını kuruşu kuruşuna bilmektedir. Bu miktarın dengesini tutturmakla yükümlüdür Merkez Bankası. Bu dengenin tutturulması da istikrara yol açar ve enflasyonla mücadele çok daha kolay olur. Fakat nakit paralar piyasada sürekli bir döngü halinde değilse, sabit bir şekilde bir yerlerde öylece tutulursa kimse karlı çıkmaz hatta piyasalarda duraklama olur. Çünkü ortada bir nakit sıkıntısı bulunmaktadır. Merkez Bankası da bu durgunluğu gidermek, likitideyi arttırmak için emisyon yolunu izler. Yani para basarak piyasalara nakit para sağlar ve hareketlilik getirir. Peki piyasalar hareketli iyi güzel ama yastık altında bulunan paralar bir süre sonra piyasalara geri döndüğünde ne olacak? İşte o zaman nakit paranın bolluğu yaşanacak ve bu da enflasyonu arttıracak.

İşin özeti şu.. Tasarruflarımızı yastık altında değil de bankalara yatırırsak bu paralar girişimcilere kredi olarak dağıtılacaktır. Girişimciler de bu paralarla yeni yatırımlar gerçekleştirip yeni istihdam yaratacaktır. Bu da ülkemizin büyümesine yol açacaktır. Kafanıza ilk takılan şey sanırım batan bankalardır. Ama ülkemizde TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) denen bir kurumun olduğunu da unutmayın. Yani bir bankanın paranızı karşılayamaz duruma gelmesi halinde bu kurum paranızı geri ödemekle yükümlüdür. Siz farketmeseniz de yatırdığınız her paranın bir kısmı bu kuruma sigorta primi olarak ödenmektedir.

Merkez Bankasını zahmete sokmayalım değil mi şimdi para bastırarak. En iyisi biz tasarruflarımızı bankalara yatıralım ve hem biz kazanalım, hem bankalar kazansın, hem girişimciler kazansın, hem de ülkemiz kazansın ve kalkınsın. Böyle olmasını kim istemez ki. İstemeyen mi var yoksa?

Girişimci aranıyor…

11 Ekim 2007

Ülkemizde sürekli bir ithalat var ama bunun kadar ihracat gerçekleşmemektedir. Ülkemizde yeteri kadar üretim yapılmamaktadır. Bunu da zaten dış ticaret açığından anlayabiliyoruz. Nedir bu dış ticaret açığı? Dış ticaret açığı, bir ülkenin yapmış olduğu ithalat miktarının yani dış ülkelerden almış olduğu malların, yapmış olduğu ihracat miktarından yani dış ülkelere satmış olduğu malların miktarından fazla olmasıdır. Bunun tersi duruma ise dış ticaret fazlası denilmektedir.

Üretim, doğada ücretsiz olarak bulunan herhangi bir şeyin herhangi bir şekilde işlenip iktisadi bir mal haline getirilmesine denir. Üretimin meydana gelmesi için bir takım etkenlerin birleşmesi gerekiyor. Bunlar; doğal kaynaklar, sermaye, işgücü, makine ve teçhizattır. Tabi ki de en önemli unsur girişimcidir.

Şimdi ülkemizde bu etkenlerden hangilerinin olup olmadığını kendimizce bir düşünelim.
Doğal Kaynak
Ülkemiz yer altı ve yer üstü zenginliği açısından oldukça zengindir. Hemen hemen her türlü üretimin yapılmasına olanak sağlayacak topraklarımız ve madenlerimiz mevcuttur.
Sermaye
Bankaların çarşaf çarşaf reklam yapıp, “gelin kredinizi bizden alın” sözlerine bakarak sanırım sermaye oluşturmanın hiç de zor olmadığını söyleyebiliriz.
İşgücü
Ülkemizde milyonlarca işsiz bulurken işgücünün bu etkenler arasında en kolay bulunanı diyebiliriz.
Makine ve teçhizat
Her türlü üretimi gerçekleştirmek için yeterli seviyede sanayi gelişmişliğimiz ve teknolojimiz ülke sınırlarımız içersinde mevcut.Eğer daha yüksek bir teknoloji istersek de ithal ederek bu isteğimizi gerçekleştirebiliriz.

Ve gelelim girişimcimize…
İşte ülkemizin en büyük sıkıntısı burada patlak veriyor. Yukarıdaki maddeleri nasıl bulacağımızı özet olarak anlattık. Ama girişimciyi nereden bulabiliriz gibi bir soruya vereceğimiz cevap yok. Çünkü girişimci; sizsiniz ya da biziz. Diğer tüm etkenleri bir araya getirip bir üretim mekanizması oluşturan, kar etme amacıyla yola çıkan, bu yolda zarar etme riskini göze alan kişilere girişimci denir. Ülkemizdeki en kıt üretim etkeni girişimcidir.

Bir şarkı vardı eskilerde bilir misiniz? İktisat derslerimizde bu sözü kullanırız arada sırada. Sözler şöyleydi;
-Bakkal amca, bakkal amca
-Ne var?
-Unun var mı?
-Var var
-Şekerin var mı?
-Var var
-Ne duruyorsun?
-Ne yapayım?
-Helva yapsana, helva yapsana…
Şarkı sözleri bunlardı. İşte bu noktada şu sıkıntımız var. Helva yapmak yani üretimi gerçekleştirmek için her şeyimiz var ama helva yapan yok. Helva yapacak birini bulamadıktan sonra un ve şeker o halleriyle kalır. Ama bir girişimci bu etkenleri bir araya getirip mal ortaya koyarsa üretim yapmış olur.

Girişimci az önce belirttiğimiz gibi, kar etme amacıyla yola çıkıp, bu yolda zarar etme riskini göze almış kişilere denir. Kar etme olasılığımız, zarar etme riskimizden yüksek ise o piyasada girişimci sayısı artar. Bankaların vadeli mevduat faiz oranlarının, yatırımların kar oranından düşük olması da girişimci sayısında artışa neden olur. Ülkemizin Merkez Bankası yıllık %18’lik bir faiz oranı vermektedir. Bu diğer ülkelere oranla çok çok yüksek bir faiz oranı sayılmaktadır. Merkez Bankasının faiz oranını bu kadar yüksek tutmasının nedenine kısaca değinmek gerekirse; döviz kurlarını düşük tutup, Türk lirasının değerini yükseltmek olarak cevaplayabiliriz. Girişimciler paralarını üretime yatırmak yerine, faize yatırarak riske girmeden para kazanmayı seçmektedirler. Riske girerek üretime geçmek için yatırım yapıp belki çok daha fazla bir getiri sağlayabilirler ama bu yatırımda ciddi bir zarar olması söz konusudur.

Ülkemizde güvensizlik büyük bir rol oynamaktadır. Bu güvensizlik özellikle Türk yatırımcılarda mevcuttur. Ülkemizde neden yabancı yatırımcı çoktur? Çünkü yabancı yatırımcılar ülkemizde Türk yatırımcıların göremediği bazı noktaları daha iyi görmektedirler ve riske girmekten kaçınmamaktadırlar. Türk yatırımcı bir yatırım yapmak istediği zaman piyasalara bakar, piyasalar dalgalı bir seyir izliyorsa “İstikrarı beklemek en iyisi” der. Fakat piyasalar istikrar kazandığı zaman ise “Biraz daha beklemekte fayda var. Ne olacağı belli olmaz bu istikrarın” derler. Yani her iki türlü de bir ürkeklik söz konusudur. Hâlbuki girişimci olmak için en öncelikli kural riski göze almaktır. Ülkemizde bu riski göze alıp yatırıma geçen girişimci sayısı çok azdır. Kaldı ki bu kadar işsiz varken işgücü yoğun bir politika izleyerek maliyetleri düşük tutmak mümkündür. Özellikle devletimiz de girişimcileri teşvik için özel tekliflerde bulunmaktadır. Örneğin girişimci olduğunuzu kanıtlayıp projenizi öne sürdüğünüz zaman devlet size uygun bir arsa tahsis ederek, o arsadan da uzun yıllar karşılık almamaktadır.Vergilerden de belli oranlarda muaf tutmaktadır. İşte bu noktada korkan Türk yatırımcıların yerini riski göze alan yabancı yatırımcılar almaktadır.

Devlete düşen görev, girişimcileri teşvik etmeye devam etmek. Girişimcilere düşen görev ise, riski göze alıp üretim faaliyetine geçmek. Devletimiz artık o kadar kolaylık sağlamaktadır ki girişimcilere. Yeter ki kafanızda bir iş projesi olsun ve uygun kurumlara “Ben girişimciyim ve şu şu projemi hayata geçirmek istiyorum” diyin. Geri kalan her adımda devlet sizin elinizden tutacaktır.

Atatürk Havalimanı alışverişte ilk 20’de

27.10.2007
Havalimanı işletmeciliğinin en önemli noktalarından Duty Free (gümrük satış) mağazacılığı artık sektör haline geldi.

İstanbul, Ankara ve İzmir havalimanlarının Duty Free mağazalarının işletmecisi ATÜ Genel Müdürü Ersan Arcan, tanınmış dünya markalarının yer almak istediği cazip bir satış noktası haline geldiklerini söyledi. TAV Havalimanları ve Unifree ortak girişimi ile 2000’de kurulan ATU, 40 bin çeşit ürünle, sektörünün en iyiler sınıfında yer alıyor. ATÜ’yü tercih eden dünya markalarının da başarılı sonuçlar aldıklarını belirten Arcan, Türkiye’nin yanı sıra Gürcistan’da da hizmet verdiklerini, yurtdışındaki faaliyet noktalarını artıracağını söyledi.

KAZAN-KAZAN İLKESİ: Arcan, başarılarında trentleri takip etmenin, yenilikçi olmanın, kazan-kazan ilkesi ile hareket etmenin, seyahat eden farklı profillerdeki müşterilerin ihtiyaçlarına cevap vermenin etkisi olduğunu söyledi. Yolcuların artık havalimanlarında daha çok vakit geçirdiklerini belirten Ersan Arcan, şunları anlattı: “Yolcu sayısı her geçen gün artıyor. Gümrüksüz satış mağazaları giderek yeni yaşam ve alışveriş merkezleri haline geliyor. Seyahatlerinden en az iki saat önce terminale gelen yolcular ATÜ’nün işlettiği Duty Free’lerde zaman geçiriyorlar. En çok sigara ve içki satışı yapılıyor. Ciroda en büyük pay ise kozmetik ürünlerin. Duty Free’yi tercih edenler alışveriş kültürüne sahip, hangi ürünü alacağı konusunda bilinçli ve aynı zamanda belirli bir zaman dilimi içerisinde alışverişini tamamlamayı hedefleyen yolcular.”

2000 HAVAALANI: Tüm mağazalarını yenileyen ATÜ, yolcuların alışveriş dinamiklerinin inceleyerek, ürünlerin konumlarını buna göre belirliyor. Pre Order yani önceden satışla, internet sitesinde ön talepte bulunan yolcular, havalimanlarında paketlerini hazır buluyorlar. Dünyadaki 2 bine yakın havalimanı arasında ilk 20’ye giren Atatürk Havalimanı Duty Free mağazalarının en önemli rakipleri şunlar: Londra Heathrow Havalimanı (İngiltere),Seul Incheon Havalimanı (Güney Kore), Dubai Uluslararası Havalimanı (Birleşik Arap Emirlikleri), Singapur Changi Havalaimanı (Singapur), Tallinn Havalimanı (Estonya), Amsterdam Schipol Havalimanı (Hollanda), Paris Charles de Gaulle Havalimanı (Fransa), Frankfurt Main Havalimanı (Almanya), Londra Gatwick Havalimanı (İngiltere) Hong Kong Havalimanı.

Hürriyet Gazetesi

Sigorta priminde indirim yine başka bahara kaldı

27.10.2007
Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, SSK primlerinde 5 puan indirim yapılmasının bu aşamada mümkün olmadığını söyledi. SSK primlerinde 5 puanlık indirimin maliyetinin çok yüksek olduğunu belirten Şimşek, “5 puanlık indirimi bu aşamada yapamayacağız. Çünkü böyle bir imkanımız yok.” dedi.

SSK primlerinde indirimin sosyal güvenlik açığının artmasına yol açabileceğini dile getiren bakan, istihdam üzerindeki idari yükleri aşağıya çekerek işvereni rahatlatacaklarını kaydetti. SSK primlerinin aşağıya çekilmesi, işverenin uzun süredir hükümetten beklediği bir adımdı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan da 1 Ocak 2008′den itibaren SSK primlerinin 5 puan düşürüleceğini açıklamıştı. Hazine Müsteşarlığı tarafından düzenlenen ‘Yapısal reformların makro ekonomik etkileri’ konferansına katılan Şimşek, çıkışta gazetecilerin sorularını cevapladı. SSK primlerinin orta ve uzun vadede mutlaka düşürüleceğini anlatan Şimşek, Sanayi Bakanı Çağlayan’ın açıklamalarının hatırlatılması üzerine, “Bunu konuşmamız lazım.” ifadesini kullandı. Elektrik zammına ilişkin soruları da cevaplayan Bakan Şimşek, yapılacak zam oranının bütçe tamamlanmadan belirleneceğini söyledi.

KDV indirimi erken oldu
Devlet Bakanı Şimşek, konferansta yaptığı konuşmada ise KDV oranlarında yapılan indirimi eleştirdi. KDV indirimlerinin son derece erken yapıldığını ifade eden Şimşek, “İndireceksek üretimi, istihdamı artırmayı teşvik eden vergilere ağırlık verilmeliydi.” diye konuştu. Kayıt dışı ile mücadelenin hız kazanması gerektiğini vurgulayan Şimşek, hükümetin geçtiğimiz dönemde bu konuda ciddi bir adım atamadığını belirtti. Kayıt dışı mücadelenin önemine dikkat çeken Şimşek, bunu teşvik edici adımların mutlaka atılmasını; ancak bunu yaparken bütçe imkanlarına da bakılması gerektiğini söyledi. Şimşek, “Bütçe açığımız varsa, ciddi birtakım gelir azaltıcı, gider artırıcı adımlar atarsanız, borçlanma gereğini artırırsınız. O da memleket için iyi olmaz. Vergi indirimi gibi maliyetli reformları bütçeyi zorlamadan yapmak lazım.” şeklinde konuştu.

Ankara, Zaman

BDDK: Türk bankalarının bilançoları batılı bankalarınkinden şeffaf

27.10.2007
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye’de şeffaflığın önemli bir noktaya geldiğini belirterek, Türk bankalarının mali tablolarının batılı ülke bankalarının mali tablolarından daha şeffaf olduğunu söyledi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, bugün Türkiye’deki bankaların bilançolarının birçok batılı ülkedeki bankanın bilançosunun şeffaflığından çok daha şeffaf olduğunu söyledi. Bilgin, Türkiye Ekonomi Kurumu ve Gaziantep Üniversitesi işbirliğiyle dün düzenlenen “14. Ulusal İktisat” sempozyumunda “2000′li Yıllarda Uluslararası Finans Yapısı: Türk Bankacılık ve Reel Sektör Üzerine Etkileri” konulu açılış bildirisi sundu. Bilgin, finansal sistemler açısından çok önemli olan şeffaflığın Türkiye’de de belirli bir noktaya geldiğini ifade etti. Batılı ülkelerin bankalarında aynı şeyi görmenin mümkün olmadığını ifade eden Bilgin, “Bugün bankalarımızın bilançolarının şeffaflığı birçok batılı ülkenin bankasının bilançosunun şeffaflığından daha çok şeffaf. Düşük dereceli konut kredilerinin dünya ekonomisindeki yarattığı dalgalanmada bunu çok iyi gördük” dedi.

Zararlarını açıklayamıyorlar
Geçen hafta ABD’de düzenlenen Dünya Bankası’nın toplantısında dünya çapında bankaların yöneticilerine “Dünyadaki son krizde zararınız ne kadar” sorusunun sorulduğunu belirten Bilgin, “İnanın hiçbiri rakam söylemiyor. 2001 krizinde bu ülkede aynı şekilde davrandınız mı ya da o dönemdeki o zararı Türk halkına yüklerken, bazı şeyleri iteleyebilir miydik, zamana yayabilir miydik? Şimdi batılıların yaptığı şu andaki zararı zamana yaymak, üstünü örtmek ve tedavi etmek. Burada bir anlamda bir çifte standart olduğunu görmekteyiz” diye konuştu.

Bilgin, Türk finans sisteminin mart sonu itibarıyla büyüklüğünün 592 milyar YTL olduğunu bu büyüklüğün yüzde 90′ını bankaların oluşturduğunu, bunun da bankacılık sisteminin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Bir kısım ülkelerde, bankacılığın toplamının Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) üzerinde olduğunu, bu açıdan bakıldığında Türk bankacılığının önünde çok önemli bir potansiyel olduğunu ifade eden Bilgin, “Bunun için yabancı bankalar Türkiye’ye geliyor, aşırı bir ilgi var. Çünkü boşluk çok fazla, bu boşluğu doldurmak istiyorlar” dedi.

Düşen faiz ortamında bankaların kredileri yeniden keşfettiklerinin altını çizen Bilgin, bankaların finansal aracılık işlevinin daha iyi işler hale geldiğini belirtti. Önceden müşterilerin bankaya gittiğini şimdi ise bankacıların müşteriye ulaştığını kaydeden Bilgin, “Parayı satmak zorundasınız, Hazine’nin borçlanma ihtiyacı azaldıysa bu parayı nereye kullandıracaksınız, kasada bekletirseniz zarar edersiniz. Dolayısıyla tek çözüm kalıyor krediler” diye konuştu.

Kart krizini önledik
Bilgin, halkın 2001 ve 2002 yılında harcama yapmadığını ancak 2003′ten sonra konut kredileri ve kredi kartlarının cazip hale geldiğini belirtti. Bireysel kredilerin miktarının 82 milyar YTL olduğunu, 57’sinin tüketici kredileri 24′ünü ise kredi kartlarının oluşturduğunu ifade eden Bilgin, “Son bir yıldır konut kredileri birinci sırada, son dalgalanmada bir miktar frenlendi. Faiz oranları düşmeye başlayınca bu krediler yeniden artacaktır. Kredi kartları 2003-2004 ve 2005′te hızlıca arttı ama son yıllarda belli bir trende oturdu. Şu anda artış hızından memnunuz, bankalarımız yanlış pazarlama alışkanlıklarından vazgeçti. Halkımız da kredi kartı kullanmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmeye başlad” açıklamasında bulundu.

Dünyada konut kredilerindeki krizin bir benzerinin Türkiye’de bundan iki sene önce olabileceğine dikkat çeken Bilgin, “Biz buna kredi kartı krizi derdik. Bu kriz çok büyük boyutlara ulaşabilirdi. Kredi kartlarında iki sene önce aldığımız önlem, bankalar tarafından eleştirilse de krizi önlemiştir. Düzenlememiş bir piyasada kredi kartlarının büyümesi bir krize neden olabilirdi” şeklinde konuştu.

Mevduatta kısa vade sorunu
Mevduattaki kısa vade eğiliminin bankacılık sisteminin en önemli sorunlarından biri olduğunu belirten Bilgin, vatandaşların mevduatlarını genellikle 3 aylık bir periyotta değerlendirdiklerini hatırlattı. Bankacılık sisteminde istenen ölçüde güven ortamının oluşmadığını, insanların mevduatını 3 ayda bir yenilemek istediğini kaydeden Bilgin, “Böyle bir ortamda da bankacılık yapılmaz. İki ay vadeli, bir ay vadeli mevduat alıp, 10 yıl vadeli kredi verilir mi? Bankacılar bunu nasıl çözdü yurt dışından kredi bularak. Bankacılık sistemimiz büyüyecekse ve tasarruf yeterli oranda artmayacaksa ve artmamakta ise yurt dışı kaynaklar önemli olmaya devam edecektir” dedi.

Referans Gazetesi

İMKB’de sadece 4 şirket Facebook’tan değerli

27.10.2007
Yüzde 1,6’sı 240 milyon dolara Microsoft’a satılan 3 yaşındaki Facebook’un piyasa değeri, binlerce kişiyi istihdam eden ve yıllar önce kurulan İMKB’deki dev şirketleri geride bıraktı.

Microsoft’un yüzde 1,6’sı için 240 milyon dolar ödediği son günlerin en popüler internet sitesi Facebook’un değeri, İMKB’deki 336 şirketin 332’sinden daha yüksek. Harvard Üniversitesi’ni tamamlayamayan genç girişişimci Mark Zuckerberg tarafından kurulan şirketin, yüzde 1,6’sının Microsoft’a satışında oluşan fiyata göre piyasa değeri 15 milyar dolar seviyesinde oluştu. İMKB’de sadece Akbank, Turkcell, İş Bankası ve Garanti Bankası’nın piyasa değeri Facebook’un piyasa değerini geride bırakmayı başardı. Yani 3 yıl önce kurulan Facebook, yıllar önce faaliyete başlayan ve binlerce çalışanı istihdam eden dev şirketlerin piyasa değerini kısa zamanda solladı.

2004’te kurulan Facebook, 42 milyonu geçen aktif kullanıcısıyla, dünyada sosyalleşme amaçlı olarak en çok kullanılan internet sitesi olma özelliğine sahip bulunuyor.

24 Kardemir ediyor
Facebook’un hisse satışında oluşan rakamlar dikkate alındığında, sanal alemin sosyalleşme platformunun değeri Türkiye’nin en büyük holdinglerini de geride bıraktı. 52 bin kişiye iş imkanı sağlayan ve bünyesinde 70 şirketi barındıran Sabancı Holding’in piyasa değeri 11 milyar 800 milyon dolar seviyesinde bulunuyor. Koç Holding’in de piyasa değeri Facebook’un altında kalırken, Ereğli Demir Çelik Fabrikaları’nın (Erdemir) piyasa değeri Facebook’un değerinin yarısı düzeyinde.

Facebook’un değeri, Migros’un 5 katı, Şişecam’ın 7 katı, Petkim’in 9 katı, Ülker’in 15 katı, Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın (Kardemir) ise tam 24 katı seviyesinde oluştu.

Referans Gazetesi

İhracatçıları iyi anlıyorum; ancak enflasyon canavarını öldürmeden faizi hızlı indiremeyiz

27.10.2007
Merkez Bankası, enflasyonla mücadeleyi faiz silahıyla yürütüyor. Tüketimin gereğinden fazla artıp fiyatları tırmandırmaması için faiz oranlarını yüksek tutuyor.

Ancak bu sefer de üreticiler, kredi maliyetlerini artıran ve döviz kurları üzerinde baskı kuran yüksek faizden yakınıyor. Söz konusu eleştirilere cevap veren Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ise henüz fiyat istikrarının sağlanmadığını ve enflasyonla mücadelenin sona ermediğini belirterek, ‘enflasyon canavarının yarı canlı olduğunu ve yeniden canlanma ihtimali’ bulunduğunu söyledi.

Yılın dördüncü ve son Enflasyon Raporu’nu açıkladığı basın toplantısında soruları da cevaplayan Yılmaz, başta ihracatçılar olmak üzere işçi ve işverenlerin Merkez Bankası’nın faiz politikasına eleştirilerinin hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu: “Henüz fiyat istikrarı sağlanmış değil. Düşen bir enflasyon ortamındayız. Dolayısıyla enflasyon bir bakıma uyuşturucuya benzer, geçici olarak haz verebilir, rahatlatabilir. Fakat uzun vadede büyük problemlere neden olabilir. Henüz enflasyon ile mücadelemiz sona ermemiştir. Enflasyon canavarı yarı canlıdır, yeniden canlanma ihtimali vardır. Enflasyonla mücadelenin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” İhracatçılar önderliğinde iş dünyasının verdiği ‘Yeter artık faizleri indir’ ilanlarına atıfta bulunan Yılmaz, yapılan açıklamalardan olumlu da olumsuz da sonuç çıkartılabileceğini dile getirdi. Paranın patronu, “Olumlu sonuç şudur: Artık Merkez Bankası bağımsızlığı toplumda yer ediyor. Toplumda para politikasının Merkez Bankası tarafından yürütüldüğü kabul görüyor. Muhatabın da Merkez Bankası olduğu kabul ediliyorsa bundan mutluyuz. Eleştirilerden hiçbir şekilde rahatsız olmuyoruz. İlanlardan bizim moralimiz bozulmaz. Dinlemek ve anlamakla mükellefiz. Yapılan eleştirileri dikkatle dinliyoruz ve dinlemeye devam ediyoruz. Dolayısıyla bizi eleştirmeye devam edin, devam etsinler.” diye konuştu. Bu arada Başkan Yılmaz, bankanın faiz politikasını sert şekilde eleştiren TİM Başkanı Oğuz Satıcı ile 8 Kasım Perşembe günü görüşecek.

Malî disiplin olmadan olmaz
IMF ile mevcut stand-by düzenlemesinin mayısta biteceğini hatırlatan Yılmaz, mevcut düzenlemenin yerine neler konulabileceği, maliye politikası ile ilgili ne tür hedefler olabileceği konuları üzerinde düşünülmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Ama onun dışında ‘Enflasyona ulaşmada öngördüğümüz hedefe biraz geç ulaşalım. Diğer ekonomik değişkenlere öncelik verelim’ deniliyorsa bu uygulanmakta olan programın içinde yok. Dolayısıyla mevcut programın bu haliyle devam ettirilerek, fiyat istikrarına ulaşılması daha doğru olduğunu düşünüyorum.” IMF ile nasıl bir program uygulanacağının siyasi bir karar gerektirdiğine işaret eden Yılmaz, “Bizi bu noktaya getiren koşullar sıkı maliye politikası, mali disiplin ve bunu sağlayan bir çerçeve. Bu çerçeve IMF ile de IMF’siz de olabilir; ama malî disiplin olmadan olmaz.” şeklinde konuştu. Yılmaz, 2007 için öngörülen yüzde 6,5′lik faiz dışı fazlanın gerçekleşemeyeceğini; ancak bu sapmanın para politikasının orta vadede enflasyon hedefine ulaşmada olumsuz etkilere sebep olmayacağını düşündüklerini söyledi. Yüzde 6,5′lik faiz dışı fazlanın yüzde 5,5′ten çok daha iyi olduğuna işaret eden Yılmaz, “Ancak iyi olan öngörülen hedefe sapmadan ulaşılması. Bu yıl faiz dışı fazla yüzde 6,5 yerine yüzde 4,3 gibi bir seviyede gerçekleşirse gelecek yıl da yüzde 5,5 olursa, bu maliye politikasının bu yıla göre daha sıkı olacağını gösteriyor. Bu para politikası açısından bir sorun teşkil etmiyor.” dedi. Bu yıl maliye politikalarındaki gevşemenin, para politikasını sıkılaştırdığını vurgulayan paranın patronu, “Bu sıkılaştırma bize maliye politikasındaki gevşemenin telafi edilmesi imkanını verdi. Bugün geldiğimiz nokta para politikası hâlâ da sıkıdır.” değerlendirmesini yaptı.

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, boş bulunan başkan yardımcılığı ve Para Politikası Kurulu üyeliği için ilgili bakan (Mehmet Şimşek) ile görüştüğünü, kısa sürede atama yapılması gerektiği konusunda mutabık olduklarını sözlerine ekledi.

Elektrik zammı hedefleri değiştirdi
Başkan Yılmaz, hükümetin yapacağı vergi ayarlamaları, enerji, gıda ve kamu maaş artışlarını da içeren fiyat ayarlamaları nedeniyle yıl sonu enflasyon hedefinin tutturulamayacağını açıkladı. Yılmaz, “Enflasyonun yıl sonunda, yüzde 70 ihtimalle, yüzde 6,7 ile 7,9 arasında (orta noktası yüzde 7,3) gerçekleşerek, belirsizlik aralığının üst sınırını aşacağı tahmininde bulunmaktayız.” dedi. Böylece yalnızca yüzde 4′lük enflasyon hedefi değil, artı-eksi 2 bandı çerçevesinde yüzde 6′lık üst sınır da aşılacak. Bankaya göre, enflasyon 2008 yılı sonunda yüzde 2,5 ile 5,7 arasında (orta noktası yüzde 4,1), 2009 yılının üçüncü çeyreğinde ise yüzde 1,7 ile 5,5 (orta noktası 3,6) arasında gerçekleşecek. Gıdanın yıllık enflasyona etkisinin 3 puanın üzerinde olduğunu bildiren Yılmaz, ana eğilimin aşağı yönlü olmasına rağmen, enflasyon düşüşünde duruş göründüğünü kaydetti. Kısa vadeli tahminlerin yukarı çekilmesinde, 65 dolar olarak varsayılan petrol fiyatlarının 75 dolara çıkmasının etkili olduğunu belirten Yılmaz, bir önceki enflasyon raporunda yılın son çeyreğinde elektrik fiyatlarında yüksek oranlı bir artış öngörüldüğünü ifade etti ve “Enerji fiyatlarına ilişkin bu gelişmeler 2007 sonu enflasyon tahminlerimizi 0,8 puan yukarı çekmiştir.” dedi. 2007 sonu ile 2008 başında ölçülü faiz indiriminin süreceği öngörüsünde bulunduklarını hatırlatan Yılmaz, buna karşın, tahminin indirim taahhüdü olarak algılanmaması gerektiğini, gelişmelere göre, daha az ya da çok faiz değişiminin söz konusu olabileceğini vurguladı.

Merkez, yabancı çıkışına karşı hazırlıklı
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyonun etkileri ile ilgili soruları da cevapladı. Siyasi risklerin her zaman olduğunu ve bunların veri setinin içinde bulunduğunu dile getiren Yılmaz, “Bunlar bizim enflasyonla mücadelemizi bir şekilde bozarsa, beklentilerimizi bozarsa, kalıcı olursa, bunun düzeltilebileceğine inanırsak tepki veririz.” dedi. Operasyondan dolayı bir şekilde yatırımcının güveninin bozulması ve Türkiye’den çıkmak istemeleri durumunda da politika faiz oranlarını değiştirmeden piyasa faiz oranlarını sıkılaştırma imkanları olduğunu vurgulayan Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, banka likidite yönetiminin üzerine yönelecek. Piyasadaki likiditeyi ayarlayarak, yabancının Türkiye’deki davranışı bir ölçüde etkilenecek. Diğer bir ifadeyle likidite yönetiminde daha aktif olunacak.

Ankara, Zaman

Operasyon ekonomide dengeleri bozmaz

27.10.2007
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin yapacağı bir askeri operasyonunun, makro ekonomik dengelerdi değiştirmeyeceğini belirterek, “Türkiye ekonomisi artık çok dayanıklı bir ekonomi haline geldi” dedi.

Milli güvenlik konusunun öncelikli bir konu olduğunu belirten Bakan Şimşek, şunları kaydetti:

“Türkiye ekonomisi, askeri operasyonların oluşturacağı ekonomik etkileri çok rahat kaldırabilecek güçlü bir düzeye gelmiştir artık. O nedenle ben, ABD’de bana böyle bir harekatın ekonomiye etkisini soranlara da Türkiye ekonomisinin, böyle bir harekatın ekonomiye etkisini karşılayabilecek kapasitede olduğunu vurguladım” dedi.

REYTİNG KURULUŞLARIYLA YAPILAN GÖRÜŞMELER

ABD’de reyting kuruluşlarıyla görüşmelerinde, Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri anlattıklarını belirten Bakan Şimşek, New York’ta, Moody’s ve Standard and Poor’s’un üst düzey yöneticileriyle bir araya geldiklerini kaydetti.

Reyting kuruluşlarının, Türkiye’nin son yıllarda çok ciddi bir mesafe katettiği görüşünde olduklarını belirten Bakan Şimşek, bu kuruluşlarla yaptıkları görüşmelerde, 2007 yılı bütçe gerçekleşmeleri, 2008 bütçesi konusunda kendilerini bilgilendirdiklerini, sosyal güvenlik ve enerji başta olmak üzere, yapısal reformları nasıl gerçekleştireceklerini anlattıklarını bildirdi. Şimşek, şöyle devam etti:

“Reyting kuruluşlarıyla, genel makro görünüm, enflasyon ve cari açık konularını da ele aldık. Gerek Moody’s, gerekse Standard and Poor’s, Türkiye’nin ‘çok daha iyi’ bir kredi notunu hak ettiği görüşünde hem fikirler. Reyting kuruluşları, Türkiye’nin yapısal reformları gerçekleştirmesi halinde, kredi notunun yükseltileceğini vurguladılar. Reyting kuruluşları, faiz dışı fazlanın gelecek yıl yüzde 5,5′e inmesinin, ekonomik dengeleri etkilemeyeceği görüşündeler.
Yani ekonomik programın planlandığı gibi sürdürülmesi halinde, önce Türkiye’nin ekonomik görünümünün, daha sonra da kredi notunun yükseltileceği görüşündeyiz.”

EKONOMİK BÜYÜME

Türkiye’nin ekonomik büyüme performansına da dikkat çeken Bakan Şimşek, gerekli yapısal reformların yerine getirilmesi halinde, Türkiye’nin, gelecek yıllarda da “dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri” arasında yer almaya devam edeceğini ifade etti.

Cari açık konusunda da değinen Şimşek, cari açığın, Türkiye gibi hızlı büyüyen ülkelerde gayet doğal olduğunu ve bu görüşlerinin reyting kuruluşları tarafından da paylaşıldığını belirtti.

Bakan Şimşek, bu nedenle Türkiye gibi dinamik bir ekonomiye sahip ülkede cari açığın bulunduğunu, ancak bunun sağlıklı bir şekilde de finanse edildiğini ifade etti.

Hürriyet Gazetesi

Irak’tan içi boş tehdit!

27.10.2007
Meşedani’nin, Türkiye’nin Kuzey Irak’a ekonomik yaptırımına karşı, “Ceyhan’a petrol sevkıyatını keseriz” tehdidi boş çıktı. 2003 yılından bu yana sınırlı sevkıyatın yapıldığı Irak Ham Petrol Boru Hattı Türkiye için kesinlikle vazgeçilmez değil..Türkiye’nin, Kuzey Irak’a ekonomik yaptırım uygulayacağını açıklamasının ardından Irak Meclis Başkanı Mahmut el-Meşedani’nin ‘Biz de Ceyhan’a yapılan petrol sevkiyatını keseriz” tehdidinin içi boş çıktı. Irak’ın Kerkük ve diğer üretim sahalarından elde edilen ham petrolü Ceyhan Deniz Terminali’ne ulaştıran Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’ndan gelen petrol zaten oldukça sınırlı olarak kullanılıyordu. ABD’nin Irak’a girmesinin ardından 2003 yılından beri buradan gelen petrol sevkıyatının oldukça düşük olduğunu ifade eden yetkililere göre Irak’ın bu çıkışı Türkiye’yi sarsabilecek bir yaptırım değil.SERBEST PİYASA VAR
Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin (BOTAŞ) verilerine göre 2007 yılı ağustos sonu itibarıyla bu hattan yapılan taşıma rakamı 5.6 milyon varil düzeyinde. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Tüpraş Genel Müdürü Yavuz Erkut, Irak Meclis Başkanı el-Meşedani’nin açıklamasının, Türkiye’yi değil, dünyayı tehdit olarak algılanması gerektiğini ifade ederek, “Ham petrolün serbest piyasada bulunabilirliği söz konusu. Ceyhan’a petrol sevkıyatını kesmeleri Türkiye’ye etkilemeyecektir. Irak’tan zaman zaman ikmal yapıyoruz. Bu yıl toplam 5 milyon varile yakın oradan petrol aldık. Irak’ın milli petrol şirketi SOMO ile uzun vadeli petrol alımı için de görüşüyorduk. Ancak tabii ki artık burada Türkiye’nin alacağı ekonomik tedbirler önemlidir. Devlet ne derse biz onu uygularız” değerlendirmesinde bulundu. BP Türkiye Genel Müdürü Tahir Uysal da, Irak’tan Ceyhan’a gelen petrolün miktar açısından çok fazla önemli olmadığını dile getirerek sözlerine şöyle devam etti: “Zaten bir süredir buradan sınırlı bir sevkıyat söz konusuydu. Açıkçası böyle bir değişiklikten yani sevkıyatın kesilmesinden dünyanın ya da Türkiye’nin fazla etkilenmesi söz konusu olmaz. Kuzey’den sorunsuz olarak ham petrol sevkıyatı devam ediyor. Irak’ın Ceyhan’a yaptığı sevkiyât bir süredir zaten topal gidiyordu.”

Sabah Gazetesi

Designed by andruil
Bu site için
Internet Explorer kullanmanız tavsiye edilir.
eXTReMe Tracker